Bakmayın yağmurların çok çok seneler önce deli gibi yağmasına. Günler, haftalar sürerdi de, ayağımızdaki lastik ayakkabı bereket versin su geçirmezdi. Şimdi bakıyorum, Ilıca’ya giderken gördüm, Menzelet Barajının suyu çekilmiş. O sebeple diyorum ki insanların yüreğine serpecek su kalmadı memlekette!
İnsan eski günleri hatırladıkça özlemleri çığ gibi büyüyor. Maziye dönüp baktığında, arkasında çok şey bıraktığını öğrendikçe, zaman zaman ya kahroluyor, ya da zamana uymak adına bugünlere şükrediyor.
Eskilerden kim kaldı? Vicdanına tutsak olanlar mı? Yere düşeni kaldıranlar mı?
Mahallelerde nöbet tutan yürekli insanlar mı? Yoksa otobüslerde kadınlara sürtünen abazanlar mı?
*
Şimdi sorsam size; eskilerden kim kaldı? İş ve meslek arkadaşlarınız, komşularınız, mahalle, asker arkadaşlarınız, dostlarınız, meslektaşlarınız…
Örneğin ben, 45 yıl önceki asker arkadaşlarım ile görüşüyorum. Afyon’lu Yaşar Çavdar, İstanbul’lu Kirkor Samuelyan, yine İstanbul’dan Hayri Güleray…
Bu dostluk biter mi hiç?
Dürüstlüğe gönül verip direnenler mi? Vicdanı paraya tercih edenler mi? Yoksa haksızlığı hukuksuzluğu cebine koyan vicdansızlığı paraya çevirenler mi?
Hiç o ‘eski dostlar’ şarkısını dinlediğiniz oldu mu, şöyle efkârlandığınız da, bir dostunuzdan, arkadaşınızdan darbe yediğinizde, ‘vay be’ deyip arkanızı yaslanıp o ünlü şarkıyı dinleme imkanınız oldu mu? Olduysa neler hissettiniz!
Kimler, neler nerelerde şimdi?
Ahlaksızlığın kendini göndere çektiği yerde, gözleri paradan başka bir şey görmeyenler orta yerde!
Kullanım süresi geçmiş bebek mamalarını, içine her türlü pislik bulaştırılan et süt ürünleri için sesi çıkmıyor ülkenin. Çocuklara şırınga edilen zehir bir yanda, öte yanda hormonlu yiyecekler de orta yerde!
*
Siyasiler, bürokratlar, sivil toplum kuruluşları isyan ediyor, haykırıyorlar. Baksanıza Afşin-Elbistan Termik santrallerindeki bacalara filtre takımı hadisesi 2,5 yıl daha uzamış. Yani zehirlenmeye devam edecek yöre halkı. Zaten kanserle boğuşup duruyorlardı.
Bu gidişle kanser girmedik ev kalmayacak! İnsanlar kaybettiklerini değil, kazandıklarını sayıyorsa.
İnsanlık yerinde sayıyor da parayı saymanın tadına doyum olmuyorsa. Ahlaksızlığın hedefini tutturması kaçınılmaz olacaktır.
Vicdanlı olmak erkekliğin raconunu bozuyor artık. Vicdan dediğin şey, cüzdan arasında sıkışıp kalmış, ne yapacağını, nereye kaçacağını bilemiyor.
"Maça kızı evine dönsün" kampanyası başlatılsa, en büyük bağışı "papazlar" yapar!
Kadınlara tekme atan çocukları taciz eden papazlar! İhtiras ve haramla diyaloğunu kesmeyen, her türlü pisliği elini uzatan papazlar!
*
Çöp tenekelerini karıştıran insanların ellerine duyulması gereken saygıyı, çocuklarımızı zehirleyen, kadınlarımızı katleden ellere duyan varsa onlar bizim isyanlarımızı duymaz.
Kimsenin kimseye tahammülü yok. Ne hale geldik biz? Doğru söyleyeni dokuz köyden değil, ondokuz köyden kovar oldu insanlar. Doğru tek diyorsun, ‘git be işine’ karşılığını alıyorsun.
Bu yazı, bu yorum…
Eleştiriyi asla kabul etmeyenler dünyasında bizimki imzasız dilekçe. Ama hayatı hiç ölmeyecek gibi yaşayanlar bilmelidir ki ölüm de var. Kambersiz düğün olmaz. Herkes ölümü tadacak, Şeyhadil Mezarlığı vazgeçilmezlerle dolu. Günü saati geldiğinde…
Hepimiz davetliyiz.