Başlığı bir usta gazetecinin yazısından arakladım. Baktım, düşündüm, terazinin kefesine koydum, muhakeme ettim, karar verdim, bununla ilgili bir yazı yazmam gerek!
Dümen kırmayı bilmeyen, hedef belirlemeyen, nereye varacağı meselesinde kararsızlık sergileyen, gemide kaç tayfanın çalıştığından haberi olmayan, rotadan bihaber ve gemiyi karaya vurma ihtimali yüksek olan kaptan kim?
Yani acemi kaptan.
Aceminin elinden gemi karaya vurur mu, vururmuş!
Görünen manzara o!
*
Derler ya, aceminin elinden balık kavağa çıkarmış. Kaptan beceriksiz ise, tayfalar yeterli tecrübeye sahip değil ise, güzergâh, yani rota tespit edilmediyse, üstelik deniz de dalgalı ise vay halinize!
Vay ki vay!
Geminin sahibi iki gün sürmez, sizi kapının önüne koyar!
Şayet kaptanın Q’sü de düşükse hele hele, yandı gülüm keten helva!
*
Bu yazıyı kısa kesiyorum ki Aydın havası olsun. Tabi kafanız karıştı. Her gün iki köşe yazısı yazan Mehmet Fiskeci ne demek istedi, kime ne taş attı, kime hangi ve ne imada bulundu, kime atıfta bulundu vs..
Hayır, hiçbir zaman lafımı saklamam, esirgemem.
Kimseye de eyvallahım yok! Feriştahına da…
Kimseye bir düzdüreceğim olmayınca, ki zaten düz adamım, lafı eveleyip gevelemeyi hiç sevmem! Seversem adam gibi severim, sevmezsem de, nefretimi belli ederim. Sinsi biri değilim. Belki bu huyumun çok ceremesini çektim, belki daha da çekerim ama ne yapalım, ben buyum işte!
*
Özetleyecek olursam, makamı, etiketi, kariyeri, ünvanı ne olursa olsun, Q’sü düşük adamlardan bu şehre, ne ortağına, ne ailesine, ne memleketine, ne de çevresine fayda gelmez. İster siyasetçi, ister başkan, ister bürokrat, ister gazeteci, ister esnaf ve ister sivil toplum kuruluş kanaat önderi.
Hiç fark etmezler!
Siz bu yazıdan ne anladıysanız, ben de o kadar anladım!
Valla, yeminle söylüyorum!