Feryat ediyoruz. Neymiş efendim, Gaziantep Güvercin, Benim Adım Melek dizileri ile illerini tanıtır, reklamlarını yaparken, yöresel ürünlerini de ortaya koyuyormuş. Tarhanamız dizilerinde meze olarak gözükmüş.
Koydukları bir yana, tarhanamızı ve dondurmamızı da kendilerine mal etmişler. Hatta dondurma şov bile yaptıkları haberini okudum kaç kez ve içim sızlayarak.
Yapmayın!
Sen kendini tanıtmaktan aciz alırsan, fuarlara basın mensubu götürmeyip, kendin çalıp kendin oynarsan, yemeyenin malını yerler azizim.
Ne demiş atalar, ‘at binenin, kılıç kuşananın’ sen ne ata biniyorsun, ne kılıç kuşanıyorsun. Malına sahip çıkmıyorsun, komşunu hırsız ediyorsun. Ayıp değil mi, yakışır mı bize?
*
Helal olsun deyin, bravo deyin, aferin deyin. Bükemediğiniz bileği öpün! Dondurma da gitti gidiyor. Sıra tarhanaya gelmiş. Gelir tabi. Yemeyenin malını da yerler, tarhanasını da, dondurmasını da… Kırmızı biberimiz direkten döndü diyelim ama sıra tarhana ve dondurmada, haberiniz olsun!
Adamlara marka şehir oldular, gastronomi şehri oldular. Helal olsun!
Siz de… Aklınızı başınıza alın ve lafla peynir gemisi yürütmeyin!
Evet, markalaşmak bir kültür meselesidir. Öyle lafla olmuyor, gündelik siyasetlerle, günü kurtarmak adına yapılan konuşmalarla olmuyor bu işler.
Sonra da ah vah ediyorsunuz.
Sonra da, ‘Keşke bizi komşu Gaziantep’e bağlasalar, keşke seçim döneminde belediye başkanlarımızı ve milletvekillerimizi seçerken, ihale işini komşuya versek!’ diye dalga geçiyorsunuz.
Milletin aklıyla…
*
Bunlar daha iyi günleriniz birader.
Seneler önce, Gaziantep büyükşehir belediye başkanı Ilıca’ya gelmiş, o kalabalık içinde, “Gelin Ilıca’yı Gaziantep’e bağlayalım!” demiş, millet de gülüşmüştü. Aslında bir mesaj veriyordu oradakilere. Yöneticilere, kendi vatandaşına.
Hiç unutmadım.
Hadi, ben unutmayayım diyorum, ama siz de utanın bir zahmet! Siz daha uyuyun, mışıl mışıl uyuyun!
Uyuyun da büyüyün inşallah-maşallah!