Zorla köşe yazarı oluyorum! İmdaaattt!

Bu Mehmet Fiskeci, beni ya katil edecek, ya da essahtan köşe yazarı. Ben diyorum; “Benim zamanım yok, sonra köşe yazarlığı benim işim değil, beni rahat bırak, düş yakamdan!” dedikçe, inatçı adam, ama sevdiğim, teklifini kıramadığım gazeteci dostum Mehmet Fiskeci, “Hayır, yazacaksın, mecbursun. Sen bu şehrin insanısın, senin de bu şehre borcun var ödeyecek. İster katil ol benim yüzümden, ister köşe yazarı, tercih senin!” diye zorlayınca, aha bu yazı çıktı ortaya.

Bu Mehmet Fiskeci var ya, geçenlerde beni haber yaptı. Reklam alacağı sayfaya koymuş beni. Olaylar ve insanlar sayfasına.

Beni iyi tanıyor ya, birçok özelliğimi sıralamış gazetesine. Demiş ki, “Her şeyiyle aykırı bir adam!”

Bir cümlede özetlemiş yani.

 

BENİ BİR CÜMLEDE ÖZETLEYEN HABER

 

Şunları yazmış; “Aykırı olmak, farklı olmak, farkını başkalarına hissettirmek, onun yapısında,  kanında var. Düşünürken, bir iş yaparken, kimseyi taklit etmez, kimsenin düşüncelerine kendini ortak etmediği gibi, farklı düşüncesi olduğunu sezdirerek, güçlü ikna yeteneğini de kullanarak farkını ortaya koyar ki, bu meziyetlere sahip bir kimsenin de ancak Yaver Sarıkatipoğlu’nda olabileceğine kanata getirirsiniz.

Evet, Kahramanmaraş’ta söylenecek son sözün ilkini söyleyenlerden biridir Yaver Sarıkatipoğlu.

Siyasetini de yaptı adam gibi; ne yedi, ne çaldı, ne çaldırdı, ne yedirdi. DYP il başkanlığı yaptığı dönemlerde, kısa süreli de olsa, bir köye cami minaresi bile dikişi hikâyesi adeta olay olmuştu.

Eğilmez, bükülmez, kimseye eyvallah etmez, kendisi ile dalga geçer, hayatı ciddiye almaz, veresiye araba verir, söz vermez, peşine araba satacak olsa, lafını peşin konuşur.

Sarıkatipoğlu’nun bir başka özelliği de, herkes sevdiğini söyler belki ama onun hayata bakış açısı çok başka. İşini sever, aşını sever, hayatı sever, hayvanları sever, tabiatı sever, bir de Amerika’da birlikte okuduğu, yakın arkadaşı, dostu Abdulkadir Kurtul’u çok sever.

Kankadır Kurtul ile yedikleri içtikleri ayrı gitmez çünkü.

Neşe doludur, hayat doludur ve onu sevmeyen yoktun bu âlemde.”

 

KATLANACAĞIZ ÇARESİ YOK!

 

Tabi bu haber çıkınca gazetede,  arayan arayana… Hangisine ne cevap yetiştireceğimi şaşırdım.

Mecburen oturup iki satır yazmazsak, belli olmaz Fiskeci’nin sağı solu; bu kez öyle bir çarpar ki, sillenin nereden geldiğini bilemezsiniz. En iyisi onunla iyi geçinmek, yazı istediyse vermek (aman borç para istemesin de) gönlünü hoş tutmak, bu arada arayan okurlarım-eşim-dostum olursa cevap yetiştirmek.

Katlanacağız, çaresi yok.

Fiskeci ile uğraşmaktansa…

Çünkü emir büyük yerden, patron öyle istiyor, uyacağız.

Dedim ya, sağı solu belli olmaz. Bakarsın bugün beni övmüş gazetesinde, alıp yücelere taşımış, başına taç etmiş, (Ee, gazete de bizim olduğuna göre, elimiz mahkum) bir gün de ters tarafına gelmişim, yerden yere çalmış.

Fiskeci bu, ne yapsa yeridir.

Dedim ya, onunla iyi geçinmek gerek.

Aha yazı işte, oldu mu?