Zeynep Arıkan’ı ağlarken görmek!

Kadınların en zayıf ve ilgi çeken yanları, gözyaşlarıdır. Timsah gözyaşı demek hadsizlik olur, (bu başkaydı) fakat geçen hafta sonunda, cumartesi günü bir açıklaması sırasında gözyaşlarına hakim olamaması, duygusal tavrı bizleri de etkilemedi desek yalan olur! Zeynep Arıkan’dan söz ediyorum.

Niye ağladı, niçin ağladı? Hayatta ağladığımı hatırlamıyorum. En yakınlarımı kaybettim, yine de gözümden bir damla yaş akamadı. Bu duygusal olmadığım anlamına gelmez. Tabi ki insanlar yakınlarını, sevdiklerini kaybettiğinde ağlayabilirler. Bu da bir ihtiyaç.

Kahramanmaraş Kadın Platformu Başkan sayın Zeynep Arıkan'ın gözlerinden dökülen birkaç damla yaş, sanki yüreğimize damladı, beni ve bizi de derinden yaraladı.

Duygusal insandır benim kıymetli bacım, başkanım!

*

O gün Aleybeyoğlu’ndaki basın açıklamasına davet ettiğinde, ‘buyurun sayın vekilim!’ demişim gayriihtiyari. Gülmüştü telefonun öbür ucunda, ‘Allah söyletti Mehmet abi’ demişti.

Başkanları kadın olan dernek temsilcileri ile geçen hafta ortasında yaşanan okul saldırısını, hayatını kaybeden gencecik çocukları, olayın failini, olayın neden ve sonuç ilişkilerini biz basın mensupları ile paylaşırken gözleri doldu birden bire. Sosyal medya mecraları ile bağımlı hale gelen çocukların itildikleri suç ve akıbetlerini dile getirdi; bir kısa cümle vardı ki kayda değerdi, ‘kolay açıklamalar, zor gerçekleri gizler’

*

Aileler, okul yönetimi, sosyal nedenler, akran cinayetlerinin neden olduğu unsurlar, çocukları suça sürükleyen televizyon dizileri, ve gelinen noktada ailelere düşen büyük sorumluluk…

Şu cümlesi de doğruydu, ‘çocuklarımızı kontrol altına almak değil, anlamak ve doğru yönlendirmek zorundayız!’

Şu teknoloji çağında ne kadar başarabiliyoruz, tartışma konusu… Evet, anlaşılmayan her çocuk, bir süre sonra yanlış anlaşılır. Aşırı öfke patlamaları, empati kuramama, kurallara sürekli karşı gelme ya da başkalarına zarar verme eğilimi derken yaşanan travmalar, istenmeyen olaylar ve çocuk cenazeleri…

*

Her çocuk bir günde değişmez, her ihmal, her görmezden gelinen işaret bir zincirin halkasıdır. Duyulmayan, görünmeyen her çocuk, bir gün kendini (geçen hafta olduğu gibi) başka şekilde duyurmaya, göstermeye çalışır.

Gerekirse aileler profesyonel destek almaktan çekinmemeli, sorunu kabul etmek bir cesarettir ve her cesaret bir hayat kurtarır. Aksi halde geç kalınan her adım, çok ağır bir sonuç doğurabilir. Tıpkı geç gelen adalet gibi…

*

Türk Kadınlar Birliği Şube Başkanı sayın Tuna Meşe de şiir tadında konuşunca insan etkileniyor haliyle. “Masum evlatlarımızın hayatını kaybettiği bu olay, sadece ailelerin değil, tüm toplumun yüreğine düşmüş bir ateştir. Eğitim yuvaları güvenliğin, huzurun ve umudun simgesi olmalıdır”

Hadi gel de alkışlama, takdir etme! Toplumsal yaşama kendini adamış, gönül insanı, duygusal hanımefendi Tuna Meşe yaşanan olayın tarifsiz acılar yarattığına değindiğinde, duygulanmamak elde değildi.

*

Duygusal Zeka Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Kurucusu Nörobilim Uzmanı sayın Ayşe Palabıyık, yaşanan olayın yalnızca bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtirken, bunun aynı zamanda bir ruh sağlığı ve gelişim meselesi olduğuna vurgu yaptığında, tane tane, o kadar güzel işledi ki meseleyi, sanki nakış gibiydi cümleleri.

Yoğun öfke patlamaları, kendine veya başkalarına zarar verme eğilimi, empati eksikliği, gerçeklik algısında bozulma meselesini anlatırken, kelimeler, cümleler kadar mimikleri bile dinleyenler üzerinde etki oluşturmuştu.

*

Özetleyecek olursam, son yıllarda katıldığım, dinlediğim, etkilendiğim en kayda değer, en kıymetli basın toplantısıydı.

Azıcık bıraksalar ben bile ağlayacaktım!

Başta sayın Zeynep Arıkan olmak üzere, Tuna Meşe’ye, Sibel Akarca’ya, Gülperi Oğulmuş’a, Neşe Yıldızhan’a, Özlem Çakmak’a, Kadriye Kırdök’e, Prof. Dr. Yekta Gezginç’e teşekkür ediyorum.