Merhaba sevgili dostlar! Yazmayalı, ara vereli çok oldu, biliyorum. Ancak, sevgili kardeşim Mehmet Fiskeci sitesinde ve gazetesinde yazmamı önerince, teklifini kıramadım, dayanamadım, “pekiyi” demek zorunda kaldım.
Vakti zamanında Akşam Postası Gazetesinde yazdığım yazılardan dolayı tebrik ve teşekkür mesajları, telefonları almıştım. Bunun yanında eleştirenlerin de olduğunu biliyorum. Bilhassa eş-dost arasında da “Bu adam kafayı Avrupa Birliğine, misyonerlik faaliyetlerine, Türk-Kürt meselesine takmış, bu konulardan başka yazacak hiç konusu yok mu?” dediklerini duymadım zannetmeyin!
Ben her gün yazı yazamam. Hem vaktim yok, hem de bir Mehmet Fiskeci, bir Mehmet Taş, bir Serdar Erdoğanyılmaz değilim sonra. Kısmet olursa, haftada bir, bilemediniz iki gün, bu sitede, sizlerle birlikte olmaya çalışacağım.
İncittiklerim, üzdüklerim için kimse kusura bakmasın!
YAZACAK KONU VAR, YAZAMIYORUM!
Evet, konu çok. Çok da yazamıyorum. Çünkü o konuları ulusal basınımız yeterince değerlendiriyor zaten. Bazı ulusal basınımızın birinci sayfasında, Gülben Ergen’in, “Hülya dahil rakibim yok!” açıklamasını, Holmes ve Cruise’nin bebek beklediklerini hep beraber okuyoruz. “Hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Işıldıyorum, bebek odası da hazır. Evlilik tarihi henüz belli değil” diyen bu çifte biz de mutluluklar diliyoruz. Evlilik tarihini ise ikinci çocuk dünyaya geldikten sonra çocuklarla oturup kararlaştırırsanız daha iyi tavsiyesinde bulunuyoruz. Hiç olmazsa nikâh şahitliklerinizi de çocuklarınız yaparlar. Mutluluklar Holmes, mutluluklar Cruise… Veya bir başak gazetede “Şeker gibi bayram için tatilin dünya markası (…..)nda buluşalım.”
3-4 YILLIK GELİRİMİ BİR DEFADA HARCAYANLAR
Gazetelerde çarşaf çarşaf ilanlar, şu sanatçı şu tarihte falan yerde, öteki beri tarafta… Evet, o sanatçılar tatil beldelerinde sahne alacaklar. Sonra da benim üç-dört yıllık gelirimi bir gecede aparacaklar. Veya Ahmet emmisinin ömrü boyunca elde edemeyeceği gelirini bir akşam, birkaç saatte alıp götürecekler. Alsınlar, onların aldığı parada gözümüz yok ama Ahmet emmi, Ali emmi de bayramda, evine bir kilo bayram şekeri alsın. “Alsın canım, alamıyorsa bana ne!” der gibi olduğunuzu görür gibiyim. Tabiî ki sana ne hanımefendi, beyefendi, seni ne ilgilendirir! Çünkü senin tuzun kuru, kendi kendine sinirlenerek, “Boşver canım sende, elde saçmalayan mı tükenecek!” diyerek, çekip gidiyorsun. Yani bana kızıyorsun, git güle-güle git! Evet biz de gerçekten saçmalıyoruz. Sen de her şeye karışma aslanım. Zaten milletin başını vatan millet, bayrak, din, milliyetçilik, Atatürk, kültür, medeniyet, Avrupa Birliği ve Türk-Kürt konularında yeterince ağrıtıyorsun. Şimdi de ortay açıktın, yok Gülben Ergen, yok Hülya Avşar, yok falan sanatçı şunu yaptı. Bunu yaptı diyerek iyice kafamızı şişirme! Elin akıldanesi sen misin diyeceğinizi biliyorum.
Peki beyler, o zaman size bir fıkra anlatayım da, onu dinleyin.
YATAĞIN ALTINDAKİ PAPAZ HİKAYESİ
Üç kafadar, kendi aralarında saf saf sohbet ediyorlarmış. Birisi; “Benim hanım beni marangozla aldatıyor!” demiş. Öbürleri sormuşlar, “nereden biliyorsun!” adam ballandıra ballandıra anlatıyormuş, arkadaşları da pür dikkat dinlemiş. Konuşma uzayınca arkadaşları, “Hadi canım sende, söyle, anlat!” diye ısrar etmişler. O da yatağın altında bir tornavida bulduğunu söylemiş.
Bu kez ikinci atılmış, “Benim hanım da beni manavla aldatıyor” demiş. Bu sefer öbürleri sormuşlar, “sen nereden biliyorsun!” demişler. O da gayet saf, “yatağın altında karpuz buldum, karpuz!” cevabını vermiş.
Bu sefer de üçüncü arkadaşları başlamış, o da “bizim hanım beni bir at ile aldatıyor!” demiş. Ötekiler sormuşlar, “bu kanıya nereden vardın!” diye. Adam; “Yatağın altında bir jokey buldum, jokey!” deyivermiş.
Neticede üçü birbirine biri de üçüne gülüyormuş.
Tabi bu bir fıkra, hikaye…
Kim i kimi nasıl aldatıyor bilemem de, şunu çok iyi biliyorum ki, Avrupa Birliği bizi aldatıyor. Tabi siz de haklı olarak bana soracaksınız, “sen nereden biliyorsun!”diye. evet, ben ede bizim Türkiye’nin yatağının altında Bürüksel sevdalıları ile dinler arası diyalogu konuşan papazı buldum, papazı…
BUL PAPAZI, AL PARAYI…
Hani argo bir tabir var, bul papazı, al parayı diye. Ben de para alacağımı ve zengin olacağımı düşünerek çok sevindim. Çünkü biz Avrupa Birliğine girmeden, Avrupa Birliği odalarımıza kadar girdi. Çok yakında euro yardımı bile çıkacak. İşsizlere iş bulacak, herkesin işi, aşı olacak. Çok şükür Allah’ın bugünleri de varmış. Aman, aman uyanma! Bu rüya çok tatlı bir rüya. Uyanırsan, hayali hüsrana uğrar, ağlarsın. İyi geceler, iyi rüyalar beyler.
Biliyorum, bunları duyunca bizim Karadenizli Temel bana çok kızacak, “benden duyduğun fıkraları böyle ulu orta yerde anlatma!” diyecek.
Ama temel, suç benim değil. Bizim bir hocamız var, kısacası Kahramanmaraş’ta çoğumuzun hocası Yalçın Özalp, o bugün akşam kuş yumurtası üretmek, yumurtaya taş vurmak adında sayın Hasan Pulur’dan bir yazı okudu, sayın hocamın okuyuşu ve anlatış tarzından çok etkilendim. Benim de aklıma senin o anlattığın üç saf arkadaş fıkrası geldi. Ben de Yalçın hocam okusun diye yazdım, affola!
Yani suçlu ben değilim, suçlu Yalçın Özalp!