Uçağın parçasını üretiyoruz, uçağı indiremiyoruz!

Ne garip değil mi? Dışarıda birine söylesen inanmaz.

Evet, sevgili Mahmut Beyaz aynen bu başlığı atmış yazısına. Okudum, hak vermemek elde değil. Misalen; sen ki, gazetecisin madem, en mükemmel gazeteyi çıkartıyorsun, fakat o gazeteyi dağıtamadıktan, okuyucu ile buluşturamadıktan, bayilerde bulundurmadıktan sonra köşe kâğıda bastırsan hikaye. Hem Gönül Yazar, hem de ne yazar!

Vatandaşa ulaşacak ürünün.

Sen ki dondurmanın başkentinde yaşıyorsun, üreticisin, ‘yapan değil, satan usta’ diyorsun, ürettiğini satamadıktan sonra, vitrine koyup müşterinin gözüne sokmadıktan sonra, ihraç edip markanı ve şehrini duyuramadıktan sonra ne işe yarar senin salepli, keçi sütünden dondurman!

Markaları ve firmaları güçlü kılan unsurları piyasaya sürmek gerek.

*

Gelin isterseniz örnekleri çoğaltamadan, meseleyi sulandırmadan, havayı bulandırmadan, konumuza dönelim. Gerçi bu havaalanı meselesi çok sıkmaya, kabak tadı vermeye başladı. Çok yazıldı, çok konuşuldu, çok tartışıldı ancak anlaşılan o ki daha da çok tartışılacak, şehrin ve basının gündeminden düşmeyecek.

Ama bizi kandıranlara sorarsanız, (bir milletvekili THY bizi kandırdı demişti) her şey güllük gülistanlık. Eee, tabi adamların tuzu kuru, uçak Maraş’a inmiş inmemiş, komşuya gidip gitmemiş çok da umurlarında değil.

ILS cihazı takıldı diyorlar ya, ee biz de keriziz, inandık, ‘yok ya, vay canına!’ diye hayret ettik ya, yedik numaralarını, fakat takıntı haline getirdiğimiz için salak gibi yazıp çizmek bize, okumak da onlara düştü. Hani o iniş sistemiydi.

TUSAŞ’ın yatırımı önemeli, kıymetli. Önemsiyoruz elbette. Emeği geçenleri tebrik ettik, kutladık geçmişte.

*

Ne diyordu Mahmut Beyaz kardeşimiz;

“ TUSAŞ tarafından şehrimize kazandırılan üretim tesisi elbette küçümsenecek bir yatırım değil. Türkoğlu’nda konuşlandırılan bu tesiste uçak, helikopter ve İHA parçaları üretiliyor. Savunma sanayii açısından stratejik, şehir adına prestijli bir adım.

Savunma sanayi tesisiyle övünmek güzel. Ama kendi havaalanında sorun yaşayan bir şehir, o övünçle tatmin olmaz.

Biz uçağın kanadını yapabiliyoruz. Ama o uçağı kendi şehrimize sağlıklı bir şekilde indiremiyorsak, ortada ciddi bir planlama sorunu vardır. Önce havalimanını işler hale getirin. Sonra savunma sanayi gururunu anlatalım.”

*

Yahu aklımızla dalga geçmeyin artık. Sıktınız, fakat size inat, kabak tadı verse de, okumak sizi canınızdan bezdirse de, gücüm yettiğince yazmaya devam edeceğim.

Sahi, tekstilin de başkentiyiz ya, ürettiklerimizi ihracat amaçlı Mersin Limanına taşımada sür’at ve zaman kaybı yaşamadan ulaştırma amacıyla Türkoğlu’nda seneler önce, üstelik de 25 milyon liraya mal olan Lojistik Merkezimiz vardı. Atıl vaziyette şimdi.

Hatırladınız mı?

Ölü yatırım olarak duruyor! O ve siz dursanız da, unutturmaya çalışsanız da, kayıtsız kalsanız da bendeniz yazmaktan, hatırlatmaktan usanmayacağım, yorulmayacağım!

Eğilmeden, bükülmeden!

*

Sanayi sitelerinin atasözüymüş, denk geldi araya sıkıştırdım; ‘Frenleri tamir edemeyen usta, kornanın sesini yükseltirmiş!’