Eh, bugün sevgililer günü, bu kutsal kelimenin de anlamı büyük olunca, konusu sevgi olan bir toplantıda bu kelime sayın Şahin Balcıoğlu’nun dilinde daha başka anlam kazanınca, bize de bu meseleye ilişkin iki satır döktürmek farz oldu.
Hepimiz, hepiniz bu yaşa kadara sevgi üzerine çok filmler izlediniz, romanlar okudunuz, diziler seyrettiniz ve sohbetlere katıldınız. Çok hikâyeler, çok öyküler dinlediniz kuşkusuz. Ben de çok dinledim, okudum bu hikâyelerden, öykülerden. Etkilendiğim de oldu kuşkusuz.
Bazen öyle öyküler dinliyorum ki ilişkiler ve sevmek üzerine... Yaşanılan tüm zorluklara rağmen bir arada kalmış, kalabilmiş olmaya dair; ne güzel hikâyeler! Öyle zorluklardan bahsediyor ki anlatanlar; ekonomik güçlükler, geniş aile sorunları, kayıplar, çatışmalar, çocuk yetiştirirken yaşanan ayrışmalar, kariyer çıkmazları, aldatmalar, ayrı düşmeler ve tüm bunlara rağmen bir arada kalma hikâyeleri. Nasıl oluyor da bir arada kalıyor, kalabiliyor bu insanlar?
Sevgi… Sihirli bir kelime. İfade ettiği alan geniş, anlamı da o kadar büyük iken, bu sözcük, bu anlamlı kelime, sevenlerin diline, özellikle değerli kardeşim, işadamı, gönül adamı, cümlelerini nakış nakış insanların kalbine işleyen sayın Şahin Balcıoğlu’nu dinlerden her zaman olduğu gibi büyük keyif alırdım, dün de olduğu gibi…
Sevmek, sevilmek bu kadar mı zor günümüzde?
Bu birlikteliklerin en kıymetli bileşenlerinden biri sevmek elbette. Birini olduğu gibi sevmek! Yalanı ve yanlışını da görüp sevmek, hoşlandığın taraflarını daha çok sevmek, hoşlanmadıklarınla baş edebilmek. Meselâ evdeki pek çok yaptığı şeyi sevmemek de, insanların arasında sana olan iltifatını sevmek. Kendini bu kadar yormasını sevmemek de, işine olan bağlılığını sevmek. Koyduğu kuralları sevmemek de, senin kurallarına gösterdiği saygıyı sevmek. Sevmediklerini de tolere etmek, tolere edebilmek. Birini “O” yapan her şeyi sevmek mümkün mü bilemem ki, kanaatimce çok mümkün değil. Ama kişinin sınırlarını ve o sınırlarda hayatımıza bıraktığı duyguları sevmek olası bir gerçeklik. Kişi kendi sınırları kadar beklentiye giriyor karşısındakinden; bazen çok, bazen az. Tamamen kişinin beklentisine göre belirleniyor bu sınır meseleleri, karşımızdan beklentilerimiz, ilişkimize atfettiklerimiz. Durum böyle olunca da sevgi neydi diye önce kendine sormayı becerebilmek gerçeği seriliyor önümüze!
*
Dün akşam, Kervanhan’da, bir gurup gazeteci arkadaşlarımızla sayın Şahin Balcıoğlu’nu bilmem kaçıncı kez dinlerken, ki onu bir çok kez, kariyer günlerinde de dinlemişliğim olmuştu, dilinden dökülen şiir tadındaki cümleler, araya sıkıştırılan espriler, lakin gerçek manada sevgiyi anlatan kelimeler, dinlerken sevgiyi ne kadar anlayıp anlamadığımızı sorgulattırıyordu adeta.
Bana, sana göre sevmek ne? Sevgi ne? Ne olunca sevildiğimi hissederim. Dokununca mı anlarım, gülünce mi görürüm, hayatı bana kolaylaştırması mıdır sevmek, yoksa biri için hiçbir şey beklemeden bir sürü şey yapmak mıdır? Neyi çok sevmek ister insan, en çok kimi sever, hep onu sevdiği gibi mi sevilmek ister? Hepsi bizim içimize sormamız gereken sorular. Ve yanıtlarını çok uzaklarda değil çoğu zaman çocukluğumuzda nasıl sevildiğimiz meselesinde aradığımız hikâyeler. Çok yakından bakmalı annesine, babasına! Nasıl sevildiğine, sevilmek için neler yaptığına, sevildiğini nasıl anladığına, sevildiğini anlamak için veya kendini ifade edemediğinde kendini nasıl ortaya koyduğuna tüm geçekliğiyle bakmalı.
*
Dikkat ettim, sayın Balcıoğlu konuşurken, o daracık odada sinek uçsa kanatlarının sesi duyulurdu. Pür dikkat dinledik. Dedim ya, su kadar, ekmek kadar ihtiyaç duyduğumuz, muhtaç olduğumuz sevgi, öyle pek hafife alınacak bir şey değildi. Şimdiki gençler sevgiyi, sevmeyi nasıl anlarlar bilemem de, gençler acaba o verilmek istenen mesajı dilerim iyi okumuşlardır.
Sevgi neydi sorusunu kendimizde aradıysak eğer az çok yolu yarılamışız belki de geçmişiz demek. Sıra ilişkideki basamağa geçme vaktidir. Peki, partnerim bunların ne kadarını karşılıyor? Nasıl sevilmek istiyor, nasıl seviyor? Benim sevgimi nasıl karşılıyor, bana nasıl yansıtıyor, ifade şekil ve modellerimiz benzer mi, yoksa yenilikler ikimizi de iyi gelen şeyler mi?
Dün gece, sayın Şahin Balcıoğlu’nun ağzından adeta bal damlıyordu. Saf, doğal, organik ve şekersiz bal tadındaki sözcükler, onun dilinde daha başka bir anlam kazanıyordu.
*
Toplum sevgiden uzaklaştı, ayrıştı adeta. Karşılıklı değil hiçbiri.
İşte bu karşılılık hali, sevilmek hususu ilişki doyumunun en büyük eşlikçisi. Eğer partnerim için de benim beklentilerimde, sınırlarımda ise bu karşılıklılık hali; ilişkiden aldığımız doyum ikimize de önemli ölçüde hayat olayları ile baş etme gücü sağlıyor. Birlikteyken fazlasıyla keyif alıyor, yaşam olaylarını benzer örüntülerle karşılıyor, başımıza gelen birçok olayı partnerimizin desteğiyle atlatıyor halde oluyoruz. Bazen ondan gelen sıkıntıları bile onun yardımıyla göğüslüyoruz.
Sayın Balcıoğlu, hem yurt içi ve yurt dışı anıları ile beslediği ve desteklediği sevgi temalı mesajları bizlerle buluşturduğunda, sizi temin ederim amiyane tabirle ağızımız bir karış açık dinledik.
Evet, sevmek zor. Güç…
Bahsi geçen her güçlüğe beraberce göğüs germe hadisesini ortaya çıkıyor böylelikle. Ben de inanılmaz hikayeler dinliyor ve ne güzel de baş ediyorlar diyorum. Sevgi denilen meselede beklentileri karşılıyor olmak nasıl da iyi geliyor birbirlerine, birçok şeyi kolaylıkla tolere ediyorlar diye geçiriyorum. Çoğu kez sevgi dillerini anlıyor ve sadece bunu hatırlatıyorum bana getirdikleri dertlerinde. Ve her seferinde deneyimliyorum ki kendine olan mesafesini azaltmış çoğu kişi, ilişkisinde de 0-1 önde. Ve bir kez daha anlıyorum ki, sevmek en çok kendimize dair bir hikâye!
*
Özetleyecek olursam; şarkıda diyor ya hani; ‘sevmekten kim usanır, sevene doyum olmaz!’ bu işte, bu…
Teşekkürler sayın Balcıoğlu. Diline, yüreğine sağlık.





