Şehrim için yazıyorum, kendim için değil

“Yaptığım paylaşımlardan kimsenin rahatsız olmasına gerek yok. Yapılanı takdir edip yapılmayanları hatırlatmak vatandaşlık görevimiz, ne siyasi bir beklentim var, ne de ticari bir çıkar hesabım. Amacım, doğup büyüdüğüm, havasını soluduğum şehrin yarınlarına katkı sunmak.

Bir şehrin gelişimi yalnızca yöneticilerin değil, o şehirde yaşayan herkesin sorumluluğudur. Fikir beyan etmek, eleştirmek, öneri sunmak, ayrıştırmak için değil, ortak aklı büyütmek içindir. Eğer bir eksik dile getiriliyorsa, bu yıkmak için değil daha iyisini inşa etmek içindir.

Şehrimizin kalkınması, üretimle, istihdamla, liyakatle ve birlik ruhuyla mümkündür. Sessiz kalmak yerine konuşmayı, kenarda durmak yerine sorumluluk almayı tercih ediyorum. Çünkü inanıyorum ki güçlü şehirler, düşünen ve cesurca fikir söyleyen insanlarla büyür.

Paylaşımlarımın tek amacı, daha yaşanabilir, daha üretken ve daha adil bir şehir idealine destek vermektir. Kişisel kazanç değil, ortak gelecek önceliğimdir.”

*

Son günlerde yazıları ile köşe yazarlığına göz kırpan, mesleğimizi elimizden almaya niyetli olmasa da, yavaş-yavaş kapıları aralamaya çalışan sevgili kardeşimiz Hakan Dereli, yapıcı, ince ince de olsa eleştirilerini sıralamaktan sakınmayan bir şehir sevdalısı.

Düne kadar AK Parti içinde siyasetini sürdürdü. Duruşu ve siyasi ahlakı ile her vakit herkesten tam puan aldı. Hedefleri vardı, hizmet odaklı güzergâhı ve niyeti vardı, kısmet değilmiş, olmayınca olmuyor işte. Lakin o bir basın dostu, lakin o bir Maraş beyefendisi, lakin o bir kadirşinas kimse.

Kendi ifadesiyle eleştirileri sinkafsız (küfürsüz), hırs, kin ve nefret yok içinde. Eksik noktaları söyleyerek kalitesinden, parti ruhundan ve renginden taviz verilmeyeceğini de vurgulamış. Ara sıra böyle iğneleme olsa da içinde yazdıklarının altına ben dâhil, bu şehirde yaşayan herkesin imza atacağına eminim.

*

Epey oldu, epey dediysem yaklaşık 1 ay kadar önce de ‘bakan gelmesinin önemi’ başlıklı değerlendirmesinde yine nokta atışları ile hem bizlere, hem şehre, hem de siyasete ayar vermiş gibi yapıcı bir eleştiriye imza atmıştı.

İşte o yazısı…

“Milletvekillerimiz, siyasilerimiz, iş insanlarımız, önceden hazırlanan 3 veya 4 talebi hep birlikte talep etmelidir ki etki yapabilsin, yapılmıyor manasını çıkarmamak gerek elbette, vekillerimiz dahil herkes üzerine düşeni yapıyordur, ama bunu daha etkili hale getirmek çok fayda sağlar.

Sorunların yerinde görülmesi çok önemli Ankara’dan bakmakla sahada görmek aynı değildir. Bakan ziyareti, gerçek problemleri doğrudan görme imkânı sağlar, bazı işler imza ve talimatla hızlanabilir, Kahramanmaraş ulusal gündeme taşınır, medya ve kamuoyunun ilgisi artar, Vatandaş yalnız değiliz duygusunu hisseder, özellikle deprem sonrası bu psikoloji çok önemlidir.

İyi değerlendirilmezse, gerçek çözüm yerine protokol, kurdele ve fotoğraf öne çıkar.

Ziyaret sonrası takip edilmezse verilen sözler havada kalır. Bakan geldi, somut sonuç gelmezse hayal kırıklığı daha büyük olur, vatandaşın güveni kalmaz hale gelir.

Bakan ziyaretleri doğru planlanır, somut takvim ve takip mekanizmasıyla desteklenirse Kahramanmaraş için kazançtır.

Aksi hâlde sadece bir gün süren ziyaret, aylar süren beklentiye dönüşür. Bakan ziyareti doğru yönetilirse yatırım, hız ve çözüm getirir.

Yanlış yönetilirse yalnızca fotoğraflarda kalır.”

*

Allah aşkına söyleyin, haksız mı sevgili Hakan Dereli? Hani alkış!