İmza; merhum Muhsin Yazıcıoğlu.
Şimdi gelelim fasulyenin nimetlerine. İster yeşili-tazesi, ister kurusu. Hangisini severseniz mideniz bilir. Partisinin bir önemi yok, iktidar olsun muhalefet olsun fark etmiyor siyasetçi olsun, ister gazeteci, ister herhangi bir vatandaş. Doğru tek, bir tane.
Herkesin bir fiyatı var. Kimi ucuza gider, kimi kendini pahalıya satar, ki o da yeteneğine, pazarlık gücüne bağlı. Herkes mesleki, karakteri kadar adamdır.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış ya, siz ne kadar gerçekçi olursanız olun, siz ne kadar şehrin adına, doğru adına birini, bir kurumu eleştirirseniz, hemen çemkirenler çıkıyor. Kimse burnundan kıl aldırmıyor, herkes kaşının üstünde gözün var diye bakıyor olaya ve suçunu bastırmak istercesine ya gazeteciye saldırıyor, ya da sağda solda çemkiriyor.
Utanmadan, sıkılmadan!
*
Bu şehrin sorunları var, çözüm bekleyen. Ama beklemek kaderi değiştirmiyor. Dün uçakların kalkışını-inişini yüksek perdeden haykıranlar, meclis kürsüsünden avaz avaz (haklı olarak) bağıranlar, vatandaşın derdine tercüman olanlar, bugün sus pus olmuşlar. Dut yemiş bülbüle dönmüşler amiyane tabirle. Aklıma merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun o başlıktaki müthiş sözü geliyor.
Çocuklar için kreşler vardır şehirlerde, ilçelerde. Çalışan ailelere çocuklarını kreşlere verirler. Bazı çocuklar da kreşlerde büyümüş olmalı ki, yuvaya dönüşü kutladılar. Aklımda yine merhum Yazıcıoğlu.
Bir pasta, bir kurban kesmedikleri kaldı.
*
Kalabalıklar, karanlıklar içinde, yalnız kaldığını düşünenler, bir çıkış yolu ararlar. Kümbetsporlu ise Fenerbahçeli olur bir gecede. Takım değiştirenin bir hesabı, kitabı, geleceğe dair bir beklentisi yoktur, sinirlenmiştir, kırılmıştır bir şekilde, ‘değiştiriyorum lan!’ deyiverir.
Takımın rengine hayrandır, performansına alkış tutmuştur, şampiyon olacağına inanmıştır, kimseye haber vermeden, davul-zurna çaldırmadan, yedi mahallede dellal çağırmadan geçivermiştir Fenerbahçe’ye.
Aklına, fikrine, gönlüne danışmıştır.
*
Rahatına düşkün insanım. Gezmeyi, okumayı-yazmayı da seviyorum. Ama dün muhabbet edip, selam verdiğim, ekmeğini yediğim adama da nankörlük etmem. Onun sayesinde bir yerlere geldiysem, bir dala tutunduysam, elimden tuttuysa biri, vefasızlık, saygısızlık göstermem.
Küstah davranmam, yediğim çanağa pislemem!
Rahatıma düşkünüm diye de kimseye ne yalvarırım, ne kalemimi kiralar, ne de vicdanımı, ilkelerimi satarım! Ben bu mesleğe başlarken daha tedavülde ile olmayanların da aklına ihtiyacım yok!
Çünkü benim adım Mehmet Fiskeci.
Ne kadarsa o kadar!
*
Ve son cümlem, merhumun başlıktaki sözü bir kere daha çınlıyor kulaklarımda. Ama siz beni boş verin, kulaklarınızın üzerine yatmaya, başınızı kuma gömmeye devam edin!





