Milletvekili veya belediye başkanlık seçimleri bile bu kadar hararetli, hareketli ve ateşli geçmez iken, çok şükür Ticaret ve Sanayi Odası seçimi de geride kaldı.

Kazanmak elbette güzel şey. Ama kaybetmek de dünyanın sonu değildi. Seçimlerin, adayların, yarışa katılanların kaderinde vardır kazanmak veya kaybetmek.

Olmak veya olmamak…

Şimdi, bir itiraz ve askı süresi vardı. Bugün bu süre doluyor. Başkan da resmen seçilmiş olacak ve koltuğuna oturacak. Elde edilen rakamlar (20 komite Mustafa Buluntu’ya, 6 komite Şahin Balcıoğlu’na ve 3 komite de bağımsızlara dağılırken) resmi olmayan rakamlar. Çarşamba günü (bugün) netleşecek, kesinleşecek.

28. komiteye itirazlar oldu, bakalım seçim kurulu ne karar verecek. Çıkacak karara biz ve herkes de saygı duymak zorunda.

*

Sonra, resmi olsa ne yazar, olmasa Gönül Yazar, netice belli, sayın Mustafa Buluntu sanayicilerin, tüccarların yeni patronu işte. Daha önce de söyledim, Ticaret ve Sanayi Odası sanayicilerin, şahsım şehrinin TÜSİAD’ı.

Yani zenginler kulübü. Yani ve Türkçesi, bu seçim TÜSİAD’ın seçimiydi, nitekim kazanan da TÜSİAD oldu. Göreceksiniz, yakın zamanda TÜSİAD teşekkür için, başarı dilemek için Kahramanmaraş’a gelecek.

Mustafa Buluntu dostumuza bir kere daha hayırlı olsun, Rabbim utandırmasın temennisiyle başarılar diliyoruz. Şunu unutmasın, bütün gözler, bütün dikkatler üzerinde olacak.

Beklenti büyük olduğu için! Çünkü ateşten gömlek giydi, inşallah üzerine bol gelmez!

*

Biliyorum, farkındayım, sizler de bu seçimle ilgili yazıları, yorumları okumaktan, dinlemekten bıktınız, usandınız. Biraz kafanızı dinleyin, seçimin havasından, stresinden uzak bir-iki gün geçirin şöyle! Çünkü uzun bir süre, bu meseleye dair tek kelime yazmayacağım. En azından 15 gün…

(Çok önemli bir gelişme olmadığı sürece)

O bakımdan iki hafta bu meseleye dair tek yazı yazmayacağım. Biraz nefes alın, seçilenler (başkan ve komite başkanları dahil) zaferlerinin sevincini yaşasınlar doyasıya.

Bundan böyle seçilenler iz ve eser bırakmak adına projelerini, iddialarını, söylemlerini hayata geçirmesini bekleyeceğiz.

*

Ve, aşağıda okuyacağınız satırları da kimse kimseye mal etmesin, bir tarafa çekmesin. Yazıya biraz şirinlik, biraz espri katmak, biraz sizi stresten, seçim havasından uzaklaştırmak adına gülümsetmek istedim.

Ha, siz yine ne düşünürseniz düşünün, çok da umurumda değil.

Peşin yazayım da, maraza çıkmasın!

*

Anadolu’da başka nasıl söylenir, nasıl tercüme edilir bilemem de, bizde, halk arasında miras’a ‘meres’ derler. Doğrusu şu imiş; ‘Meresi düşmeyen ölüye ağlanmaz!’

Rahmetli illa ki bir şey bırakacak geride kalanlara. Daha çok ağlasınlar, ah vah etsinler, daha çok gözyaşı döksünler, fatiha okusunlar diye herhalde. Bırakmadıysa, ağlamanın da anlamı yok! Ağlayan olursa da timsah gözyaşı döker, üç gün değil, üç saatlik bir ağlama seremonisi.

Hele bir de rahmetli borç bıraktıysa mirasçılarına, (Allah muhafaza, ki o zaman yandı gülüm keten helva) yani geride kalanlara, bırakın ağlamayı, bırakın taziyenin üçüncü günü mevlidi okutmayı, arkasından fatiha bile okunmuyor şimdilerde. Maddiyat her şeyin önüne geçince oluyor bunlar.

*

Evet, gelelim ‘meres bırakmayan ölüye ağlanmaz!’ meselesine…

Geçen hafta sonu, değerli dostum, tatil, sağlık ve turizm mahallemiz Ilıca’nın akil insanlarından sevgili Cuma Karalar ile sohbet ederken dinledim kendisinden. Neden icap etti, niye gerek duydu, vallahi unuttum gitti.

Herhalde şunu söylemek istedi, makamı, etiketi kim olursa olsun, bu şehre, ait olduğu camiaya, kuruma veya sivil toplum kuruluşlarına bir şey bırakmadıysa, eser ve iz taşıyan hizmet adına hatırlanacak, yâd edilecek ve konuşulacak bir şeyler bırakmadıysa arkasında, kim niye, neden ve niçin ağlasın!

Belki de bırakacaktı, ama zamanı olmadı, imkânı yoktu, ondan miras bırakmamış olabilir fikrini ortaya atınca, o zaman da bir gazeteci kardeşimin annesinin sık sık söylediği söz geldi aklıma; ‘Oynaş bugün gerek, yarın herif geliiii’

*

İnsanoğlu, özellikle atanmışlardan, seçilmişlerden çok şey beklerler ve bu beklentilerini yüksek tutarlar!

Onları olağanüstü yeteneğe sahip, güç sahibi, söz sahibi zanneder, yapamayacaklarının olamayacağını düşünür, Ankara’da kimse yüzlerine bakmaz da, şahsım memleketine geldiklerinde Kabe’den geliyormuş gibi karşılanırlar, muamele görürler!

Sanki ilk kez görüyorlar. Bir karşılama töreni, bir iltifatlar seremonisi, sahtesinden de olsa gülücük dağıtmalar gırla gider. En çok da çıkarı, işi olanlar, beklenti içinde çırpınanlar, yalakalar koşar peşlerinden.

Mutlaka bir çıkarı mutlaka bir beklentileri vardır. Samimiyet, kadim veya marka şehir, dava hepsi hikâye. Yalan makinası önüne koysanız, o makine ‘imdaaaat, kurtarın beni’ diye bağırır, çatlar, geberir gider. Tamirci bile götürüp çöplüğe atar!

*

Neyse… Deminden beri söylemek istediğim şey, yani bütün mesele meres meselesi. Meres bıraktıysan oğluna - kızına, damadına – gelinine, senden iyisi, Şam’da kayısı.

Bırakmadıysan, huzur evi seni bekliyor! Tabi emekli maaşın var ise… 

Sözün özü; hamur un’dan, mesele bundan ibaret!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol