Sayın Vahit Kirişçi’ye arzuhalimdir!
Size bu mektubu yazıp yazmama konusunda çok düşündüm, çok tereddüt yaşadım. Daha yazının başında, “Yahu bu Mehmet abim ne istiyor gene, derdi ne!” diyeceğinizi tahmin etsem de, bireysel herhangi bir talebim, ihtiyacım yok. Ne yazıyorsam, ne istiyorsam şehrim adına, kadim memleketimin insanı adınadır, böyle biline!
Zaten istesem de karşılık bulamayacağını bildiğim için, sözüm yerde kalsın istemedim.
Bunları yazarken aklıma ünlü şairimiz merhum Abdürrahim Karakoç’un şiiri geldi, ilk dörtlüğünü okuyayım da canınızı sıkmayım, keyfinizi kaçırmayım;
Gitmişti makama arzuhal için,
‘Bey’ dedi, yutkundu, eğdi başını,
Bir azar yedi ki, oldu o biçim,
‘Şey’ dedi, yutkundu eğdi başını.
*
Neyse…
AK Parti Genel Merkezince dahi takip edilen, okunan birisi olarak size bazı ‘ağabey’ tavsiyelerinde bulunacağım. Akıl vermekle aynı şey değil. Akıldane de değilim, olmadım, olmaya da niyetim yok zaten. Siz dahil, herkesin aklı kendine yeter de artar bile.
Dikkat ediyorum, duyuyorum, hiç gülümsemiyorsunuz. Konuşurken muhatabınızı azarladığınızı, belki de meseleyi, muhatabı bildiğiniz, ne diyeceğini tahmin ettiğiniz için olsa gerek kabul etmediğinizi de duyuyorum.
Asık suratlı olmak size, siyasetçiye yakışmıyor. Kaldı ki dediklerine göre siyasetin, teşkilatın ‘ağabeyi’ konumundasınız. Ağabey demek büyük demek, sözü dinlenir demek, hatırlı kişi demek.
Biraz gülümsemeyi, tamam kahkaha atın demiyorum ama hatta ve fakat biraz gülmeyi deneseniz, insanları kırmadan, (çünkü bir derdi, sıkıntısı olan karşınıza çıkmaya çekiniyor, korkuyor Türkçesi. Azar yerim diye…) incitmeden dinleseniz, sorularına, talep ve ihtiyaçlarına cevap verseniz ne kaybedip ne kazanacağınızın yorumunu size bırakıyorum.
Bir de en çok ve özellikle, (sanayiciler başta olmak üzere) geçim ehli olmayı deneseniz parti de sizler de çok şey kazanacaksınız. Demedi demeyin!
*
6 Şubat depreminden sonra, Allah devletimize zeval vermesin, devletin gücü, imkanları, daha doğrusu eli ve gölgesi şehrimizin üzerinden eksik olmadı. Ak partili olmasam da, oy vermesem de Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’a olan sevgim ve saygım sebebiyle, ekip arkadaşlarınızla Ankara’ya gittiğinizde, o bakanla, şu bakanla, veya bir genel müdür ile fotoğraf çektirdikten sonra, keşke o fotoğrafın altını dolduracak bir müjdeler gönderseniz de sevinsek, bayram etsek.
Ben azar yemem, söyleyeceğimi direk söylerim, yutkunmam da… Tamam, mizacınız gereği gösterdiğiniz vakarlı duruş size, mensubu olduğunuz partiye primi kazandırır mı onu seçmene, vatandaşa sormak gerek de, azıcık gülümsemeni, insanları son kelimesine kadar dinleseniz ne kaybedersiniz? Sayın Erdoğan’ın da sizlerden istediği, beklediği bu değil miydi?
*
Hükümet Caddesi geliş-gidişli iken, hangi planlama yoksunun aklı ile tek şeride indirildi, anlamış değilim. O bölgede işyeri ve evi olan vatandaşlar ulaşmak için havadan mı uçacaklar.
İmza da toplandı, tınlayan, aldırış eden yok. Halk isyanda, trafik tıkanıyor, iki adımlık yer için kilometrelerce yol gidiliyor. Bu araçlar su yakmıyor sayın Kirişçi. Zaman kıymetli, akaryakıt pahalı. Tabi siz sahaya inmediğiniz için, halkın arasına karışmadığınız, aracınızla gidip gelirken fark etmediğiniz için bu isyanları, bu haykırışları duymuyor olabilirsiniz de, bu şehrin hafızası, feraset sahibi sayın Fırat Görgel ile görüşüp bu meseleyi hallederseniz sizlere dua edeceğiz. Sevaba girersiniz şu mübarek cuma gününde.
Niyet insanların yaşamını kolaylaştırmak ise, ki buna dair ayet de var, dinimiz emrediyor, zorlaştırmayın, kolaylaştırın!
*
Takım elbiseleri giyince gayet şık duruyorsunuz. Tabi ki Ankara’ya gittiğinizde, herhangi bir bakan veya genel müdür ile bir olduğunuzda sanayi çırağı gibi giyinecek değilsiniz de, dediğim gibi o fotoğrafın altını doldurmuyorsunuz.
Geldiğinizde, halkın arasına indiğinizde, esnafın arasına karışık onları bir dinlediğinizde, çaylarını içtiğinizde bu gidişlerin, bu fotoğraf karelerinin altında ve üstünde nelerin olduğunu anlatsanız da mutlu olsak! O kadar çok ihtiyacımız var ki sevinmeye, mutlu olmaya, müjdelere gark olmaya!
Çok acı çektik, çok mağduriyetler yaşadık, canlarımızı, hatıra ve hayallerimizi kaybettiğimiz deprem sonrası çok şükür şehir ayağa kalkıyor, toparlanıyor. Her gün yeni bir Maraş’a uyanıyoruz. Allah devletimizden, Cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan’dan, sonra şehr-ül emin Fırat Görgel’den ‘şantiye şefi’ sayın Murat Kurum’dan ve sizlerden razı olsun!
O fotoğraf karesini bile çoğu zaman önemli ve kıymetli bulurum, bilesiniz.
*
Hadi bir ricada bulunayım. Madem Ankara’yı Çarşıbaşı yoluna çeviriyorsunuz, madem bakanlıklara, genel müdürlüklere gidiyorsunuz, Mado Kavşağı dediğimiz bölgede, şehre girer veya çıkarken 4 şerit kullanan sürücü, birden karşısına çıkan 2 şeritli yol için çile, işkence çekiyor. Tıkanıyor trafik.
Köprünün sağı solu servis yollarına bağlantı için uygun iken, hatırlatmam gerek, Şehir Hastanemiz bu bölgede, fabrikalar ve işçi servisleri yoğun ulaşım ağındalar, havaalanı hakeza. Ambulansı ve itfaiye araçlarını düşünün, bir de tıkanan trafiği, çekilen çileyi, işkenceyi.
Kahramanmaraş’ta Karayollarının bu şehre yaptığı toplu iğne başı kadar bir yatırım yok! Bölge Müdürlüğü (ihtimal vermiyorum ya, neyse…) oluruz olmayız önemli değil, 55. Şube Şefini bile tanıyan bir arkadaşımız yok. Zaten onların da çıkıp bir bilgi verme, toplantı yapma derdi de yok, olmadı şimdiye kadar.
Demem o ki, Karayolları Genel Müdürlüğünden bu köprünün sağına ve soluna yapılacak ilave köprü ve servis yolları bağlantısı trafikte tıkanan damarları açacağı için elzem iken, ulaşım konforu sağlayacağı kesin iken, bendenizin bu naçizane önerisini yabana atacağınızı zannetmiyorum.
Kendim için bir şey istiyorsam namerdim! Ha; “Gücümüz yetmiyor, bizi aşıyor!” derseniz ben sayın Erdoğan’ı arar, meramımı anlatır, arzuhalimi iletirim.
Söyleyeceklerim bundan ibaret hakim bey, pardon Vahit Bey!
Basın camiasının ağabeyi olarak gözlerinizden öperim!
NOT: AK Parti bugün 25. yaşına bastı. Ömrü uzun olsun. Doğum gününüzü kutluyorum.