Dün, yani Cuma akşamı gece yarısına 2 saat kala sokağa çıkma yasağının duyurulmasından sonra, şehirde inanılmaz bir hareketlilik başladı.
Evden çıkmayanlar dahi kendini dışarı attı, sosyal mesafe unutuldu, şehir merkezi tarihinde görülmemiş bir araç trafiğine kurban giderken, ‘telaşa gerek yok!’ uyarıları havada kaldı, kimse tınlamadı, dinlemedi, vatandaş kendini sokağa, pardon caddelere, yine pardon marketlere, fırınlara ve akaryakıt istasyonlarına attı.
Gecenin ilerleyen saati olmasına rağmen, sokaklar, caddeler ana baba günü. Sanki evde oturmama yasağı gelmiş gibi, insanlar kendini dışarı atmış, fırınların, marketlerin önünde kuyruk oluşturmuştu.
Sosyal mesafe yoktu. Maske kullananların sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Haber alınır alınmaz millet ne maske dinledi, ne sosyal mesafe. Varsa yoksa ekmek, marketten alış-veriş…
Tabi en çok da zamanlamanın yanlış olduğunu söyleyenlerin sayısı oldukça fazlaydı. Harika giden tedbirler, alınan önlemler, iki saatte yerle yeksan edilmiş, virüsün canına minnet, belki de hiç yaşanmayacak vakanın işaret fişekleri yakılmıştı.
Yakışmadı, olmadı… Yakışmadı çünkü milletin iki ayağını bir pabuca sokmuşlardı.
*
Geç vakte kadar uyanık kaldık. Haberlere kulak veriyoruz. Ki yapacak bir şey yok, tek eğlencemiz, tek tesellimiz televizyon.
Allah’ım sen bu milletin aklına mukayyet ol. Şehir manzaraları rezil rüsva. Şehirler insan kaynıyor. Trabzon bulvarından fotoğraflar paylaşılıyor. Tıklım tıklım cadde. Araçlar santim santim ilerliyor. Trabzon Bulvarı, bulvar olalı herhalde bu kadar izdihamı, işkenceyi, gürültüyü, kargaşayı, telaşı, yoğunluğu hiçbir zaman yaşamamıştır. Diğer caddeler farklı mıydı sanki. Hayır!
Kanaldan kanala geçiyoruz. Saat 24’ü bulduğu halde dışarısı yine vızır vızır araç ve insan kaynıyor.
İnsanları tutabilmek mümkün değil. Bir telaştır, bir heyula gidiyor. Büyükşehir Belediyesi ve onun mümtaz başkanı sayın Hayrettin Güngör mesaj atıyor; Cumartesi ve Pazar günleri fırınlar (halk ekmek fırını ve satış büfeleri) açık olacakmış. Müjde vermiş Hayrettin Güngör Başkan. Sokağa çıkma yasağı var, herhalde ekmekleri kendisi eve servis yapacak. Çıksam, ekmek almak istesem, ceza yersem, cezamı da ödeyecek mi acaba?
Ya Rab’bim, aklımızla dalga geçenleri sana emanet ediyorum!
Tabi vakitsiz alınan kararlara itirazlar, tepkiler, olumsuz yorumlar gırla giderken uyumuşum.
*
Ne kadar geç de yatsam, erken kalkan biri olarak, önce evimin balkonundan dışarıyı seyrediyorum. Arka balkondan Ahırdağı’na bakıyorum, üzeri dumanlı, puslu lakin hava açık. Ön balkona geçiyorum, pırıl pırıl. Günlük güneşlik bir hava karşılıyor bizi. ‘Günaydın! Evde kal karantina günlerin hayırlı olsun!’ der gibi dalga geçer gibi sırıtıyor.
Aaaa! O da ne? Sokağa çıkma yasağını dinlemeyenler var. Sanki duymamışlar gibi.
Kuşlar… Serçeler, kırlangıçlar… Onlara yasak yok! Olsa da dinleyecek halde değiller. Bir ekmek kırıntısı için daldan dala, balkondan balkona uçuşuyorlar.
Caddeler sessiz, tenha. Tek tük araç geçiyor. Birkaç fırın aracı gördüm, ekmek dağıtan. Tek tek sivil araçlar geçiyor önümden. Tek tük de yasak masak dinlemeyenleri gözlemliyorum. Kimbilir ne ihtiyaçları vardı da, mecburen kendilerini dışarı attılar.
Trafik lambaları. Kırmızı yanıyor bekleyen yok, sarı yanıyor hazırola geçen yok, yeşil yanıyor geçen araç yok. Bari trafik lambalarını söndürün, boşa enerji harcanmasın!
*
Hadi, kahvaltınızı yapın, benim gibi dün aldığı gazeteyi ertesi sabah okumaya bırakanlardansanız, onları okuyun, varsa içinde bulmaca çözün, televizyonda haberleri izleyin, ama küfür etmeden, şeker ve tansiyonunuzu fırlatmadan, kolesterolünüze dikkat edin, iki günlük de olsa evde yaşamanın tadına varın, keyfini sürün!
Radyoyu da açıp TRT müzik kanalından bir de şarkılar varsa, ruhumu dinlendiren, okşayan, beni alıp alıp uzaklara taşıyan…
Allaaaaahhh, değmeyin keyfime!





