Kimileri hayatta, kimileri koltukta kalma derdinde!

Yaşam pahalı ve geçim zor, mutfaklar yangın yeri iken birileri koltuğu koruma telaşında. ‘Bir daha, bir daha’ zihniyeti ruhumuza sinmiş.

‘Yeter, buraya kadar!’ diyen, düşünen de yok. “Ya bir daha seçilemezsem, ya ikinci, üçüncü kez aday gösterilemezsem…” kaygısı ile uykusuz geceler geçirenleri, hatta kabus görenleri tahmin edebiliyorum.

Nefsi doymak bilmiyor. Koltuk tatlı, ballı lokma tatlısı maaş enfes, “sayın Bakanım, sayın vekilim!” iltifatları hoşuna gidiyor insanların, bir daha, bir daha demeleri ondan. Bıraksalar, aday gösterilmeseler unutulacaklar, kuytularda-köşelerde kalacaklar.

*

Akıllarda, zihinlerde değil. Evli evine, köylü köyüne dönecek. Bir daha Maraş’ın yüzünü görmeyecekler belki de. Memleketini sorsalar ilçesini söyleyecek kesin. “Eskiden ne iş yapardın, mesleğin neydi?” diye sorduklarında muhtemelen mahcup mahcup, ya eski bakan olduğunu söyleyecekler, ya milletvekili…

“Memleketin için ne yaptın!” deseler, utana sıkıla da olsa anlatacak hikâye çok. anlatacakları birkaç cümle mutlaka vardır, kem, küm...

Ama vatandaşın hikâyelere karnı tok, çok dinledi çünkü anlatılanları. Hep aynı hikâye, hep aynı hikâye kahramanları. Vatandaş da kör değil, eşek değil, biliyor kimin ne yaptığını, neleri yapmadığını, yapamadığını daha doğrusu. Biliyor, görüyor, okuyor, dinliyor.

Geçti o günler, eski çamalar bardak oldu azizim.

Uyandı millet!

*

Trafik polisi yolun ortasında egzoz, korna ve kızgın asfaltla nöbet tutuyor, kurye sırtındaki güneş ile birlikte zamanla yarışıyor, inşaat işçisi kızgın demirle, tarım işçisi toprağıyla boğuşuyor, pamuk-mısır toplayanlar saatlerce beli bükük ekmek peşinde, ki güneş sırtını kavuruyor zaten, yorgunluk kemiklerine kadar işliyor.

Kazandıkları alın teri. Helal para…

*

Alın elinize, termometre herkese aynı rakamı gösteriyor, ama hayat o sıcağı herkese eşit dağıtmıyor. Kimi gölge arıyor, kimi gölgede de yer olmadığını biliyor. İşi bıraksa, akşam çocuklar et-ekmek bekliyor, yoksa aç kalacaklar ve bir tabak eksik…

Herkeste, hepimizde bir geçim kavgası, mücadelesi. Rabbim de kimine az veriyor, kimine çuvalla! Bizim kısmetimize düşen de…

Ve bizi temsil ettiğini söyleyenler takım elbise, kravat, ütülü gömlekle fotoğraf çektirmede, Ankara’ya selam gönderme peşindeler.

Tam da burada aklına bir türkü geliyor, söylüyorsun, ‘hayat sen ne çabuk harcadın beni’