Günlük hayatta bunun sayısız örneğini yaşıyoruz, şahit oluyoruz. Herkes sağlığını koruması gerektiğini bilir ama çoğu zaman keyfinden vazgeçmek istemez. Bir insan sigarayı bırakması gerektiğini bilir, uykunun, düzenli beslenmenin ve hareketin gerekli olduğunu da bilir ama canı istemez, bir bahane bulur, erteler.

İlişkide, dostlukta, arkadaşlıkta ve aile içinde dürüst olmanın şart olduğunu herkes kabul eder. Yalanın güveni zedelediğini de bilir ama kaybetme korkusu başlayınca gerçeği söylemek yerine onu eğer büker.

*

Aynı durum toplumsal hayatta da geçerlidir. Trafikte herkes kuralları bilir ama acelesi varsa ihlal eder. En çok da görevini yapmak isteyen, bunun için kar kış, toz toprak dinlemeyen fedakar trafik polislerine çemkiren, ‘sen benimi kim olduğumu biliyor musun?’ küstahlığına soyunanlara gıcık olurum.

Sigarasını içer, külünü yola savurur. Burnunu siler, peçeteyi camdan aşağı atar. Ot atar ot, bildiğimiz Maraş otu, tutar balgamını kaldırıma, yolun ortasına gönderir.

İnsanın midesi bulanır.

*

Çok şükür İslam ülkesinde yaşıyoruz. Ama kul hakkı yeme konusunda neler biliyoruz!

Kul hakkını yemenin, haksızlık karşısında susmanın yanlış olduğunu herkes söyler ama bedel ödemek gerektiğinde sessiz kalır.

Esnafı kazık atar, pahalı satar sesimizi çıkartmayız. ‘demek ki piyasa şartları bunu gerektiriyor!’ der çıkarız işin içinden. Öyle değil işte.

Torpilin yanlış bir uygulama, kul hakkına giren tutarsız ve vicdan sızlatan, yürekleri kanatan bir yol olduğunu herkes bilir. Ama torpil kendisine yarıyorsa mesele kapanır. Yolsuzluğa kızılır, ama ‘bizimkiler’ yapınca görmezden gelinir. Eleştiri başkasına yöneliktir, sorumluluk hep dışarıda kalır.

*

Türkiye’de bugün yaşadığımız tablo da buraya dayanıyor. Sorun eğitim eksikliği değil. İnsanlar neyin yanlış olduğunu ayırt edebilecek kadar zeki. Sorun ahlak kelimelerinin bilinmemesi de değil. Sorun, ahlakın maliyetli olduğu yerde geri çekilmesi, çıkarla çarpışan doğruların bilinçli olarak kenara itilmesidir.

Kimse kuralsızlığın, adaletsizliğin ve ahlaksızlığın toplumu çürüttüğünü inkar etmez. Ama kurallar kendisini sınırladığında geri çekilir, adalet çıkarıyla çatıştığında yön değiştirir.

*

Bilmenin ötesinde kişiler doğruyu seçmek zorunda. Karar verirken, alırken-satarken, uygularken de… Seçmediğin her doğru, zamanla seni de toplumu da bozar.

Bugün yaşadığımız toplumsal tıkanıklığın nedeni doğruyu bilmememiz değil; doğruyu, bize pahalıya mal olduğu anda terk etmemizdir. Ve bu tercihler değişmeden hiçbir şey değişmez.

Bütün renkleri bir masaüstünde toplamayı erdem sayan bizler, gerçeği yalandan ayırmaz isek, çirkini güzele tercih edersek kayıp yaşarız.

Hep güzel günlerimiz olsun!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol