Karanlıkta Kara Fatma’yı kim tanır?

Genel bir ifade ile yazıyorum, ki vatandaş da aynı düşüncede, kanıda, işin garip tarafı, memleketimin insanı milletvekillerini tanımıyor. Aslına bakılırsa milletvekilleri de bu gerçeğin farkındalar. Ama duymazdan geliyorlar, bilmiyor ayağına yatıyorlar.

Memleketimin insanının ‘bizden’ dediği, başı derde girse, bir işi, bir talebi olsa ‘ulaşabileceği yegane siyasiler’ listesine koyduğu iki isim var. Ömer Oruç Bilal Debgici ve İrfan Karatutlu.

Gün yüzüne, aydınlığa, salonlardan dışarı çıkmaya korkuyorlar belli ki…

*

İster iktidarı, ister muhalefeti.

Görev süreleri bittiğinde evli evine, köylü köyüne dönecek. Zaten Ankara’dan beri gelemeyen, ancak bir bakan veya üst düzey bürokrat geldiğinde şehre gelip iki kare fotoğrafın içine girmekten başka bir işlevleri olmayanları da tanıyan yok. Sadece iftar sofralarında, cenazelerde, taziyelerde ve şehit mezarlıklarında bir arada gördüğümüz vekiller sanıyorum şimdiden gelecek kaygısı içindeler.

O bakımdan rahat uyku uyuduklarını da zannetmiyorum.

Belki gittikten sonra oturup bir vicdan muhasebesi yaparlar, özeleştiri içinde olurlar mı, bilemem. Fakat zannetmiyorum. Ancak listede olmayınca üzülecekleri kesin!

Hiçbirinin garantisi yok. Tek garanti var, o da Garanti Bankası.

*

Ha, memleketimin adamı milletvekillerini tanımıyor da, peki milletvekilleri vatandaşı ne kadar tanıyor?

Halkın arasına girmedikleri için, onların dertleriyle dertlenmedikleri için, yaralı parmağa merhem olmadıkları için, bir çayhanede, bir berber dükkanında esnafın, vatandaşın çayını içmekten imtina ettiklerinde, toplu taşıma araçlarına binip, ‘milletvekillerini tanıyor musunuz?’ diye sorduklarında hangi cevabı alacaklarını bildikleri için çocuklar gibi saklambaç oynuyorlar sürekli.

*

Bizim siyasiler gün yüzüne çıkmadılar hiç, aydınlıkla yüzleşmediler, güneşte terleme adına Demokrasi Meydanında emeklilerle sohbet etmediler, hal hatır sormadılar.

Sizin de dikkatinizden kaçmıyor, kaçamamıştır, es kaza ayaklarına-yanlarına gittiklerinde, vatandaşın ayağa kalkıp, ceketinin düğmesini iliklediklerini, esas duruşa saygıdan ve nezaketen geçip, ’buyurun sayın vekilim, hoş geldiniz!’ dediklerine şahit olmayan toplum, ‘karanlıkta Kara Fatma’yı kim tanıyor’ misali istifini bile bozmadı, ayağa bile kalkmadı, bacak-bacak üstüne atıp öylesine boş boş baktı, milletvekili de bir şeyler söyledikleri dinliyormuş gibi yaptı.

*

Esnaf zaten hep yalnız kaldıklarını, sahipsiz olduklarını düşünerek içeri milletvekili mi girmiş, müşteri mi girmiş, aldırmıyor, takmıyor bile.

*

Peki, biz neden bu hale geldik! Memleketimin insanı seçilmişe güvenmiyor, atanmışa burun kıvırıyor, gazeteciye zaten güveni kaybedeli seneler olmuş, isminin başında ‘başkan’ yazanları yok hükmünde sayıyor, olan da memlekete oluyor.

O bakımdan ağlama duvarı dibinde, ‘Maraş’ın adamı, sahibi yok!’ teranesini senelerdir söyleyip, yazıp duruyoruz.

Sahi, siz karanlıkta Kara Fatma’yı tanıdınız, gördünüz mü?

Kara Fatma kim mi? Bir yiğit, cengaver, delikanlı, cesur yürek belki de bir efsane kahramanı. Google amcaya yazarsanız, kim olduğunu öğrenirsiniz!