Kafama takılanlar…

Millet olarak kuşkucu insanlarız. Türkçe yazarsam, pimpirikliyiz. Havadan-buluttan nem kapar, doğru söyleyenin bizi kandırdığını zanneder, her eylemde ve söylemde içimizdeki ‘acaba’lar cirit atar.

Bu da insandaki güven duygusunu zedeler.

Bir örnek verecek olursam…

*

Araç sahiplerinin araçlarını aldıkları firmaların ‘servis’leri var. Belirli dönemlerde ya bakıma gider, ya da bir arıza, kaza neticesinde güvenli olduğunu düşünerek servise götürürüz.

Küçük sanayi sitesinde de markası ne olursa olsun, her aracın neredeyse tamircisi-bakımcısı varken, servislere güvenir, fiyatı da göze alarak aracımıza verdiğimiz kıymeti ortaya koyar, paraya da kıyarız.

*

Allah muhafaza kaza yaptınız, ya da tamire ihtiyaç duydunuz, soluğu servis’te alıyorsunuz. Çok konuşuldu, yazıldı ve rastladım. Yalnız bir kısa not düşeyim, burada herhangi bir markayı, araç servis istasyonunu kast etmiyorum, kulağıma gelenler genel.

Araç servislerinin vatandaşın aracına orijinal parça yerine Çin malı parça taktıkları, sağlam parçaları alarak kendi yakın adamalarına-dostlarının araçlarına taktıkları bilgisi ne kadar doğru bilemiyorum.

Bu yakışıksız, etik olmayan, meslek ve ticari ahlakla bağdaşmayan uygulamalara yüzünden araç sahipleri ile firmaların mahkemelik oldukları, sorunları sebebiyle bunu yapan servislerin kapatıldığı da çok konuşuldu bu memlekette, ülkede…

İnanılması zor ve güç.

*

Bir de şu meşhur muayene istasyonları vatandaşa çile çektirdikleri yetmiyormuş gibi, kazıklananların çok oluşu sebebiyle, üstelik de zamandan kazanma adına şehir merkezinden ziyade Narlı’daki muayene istasyonlarına gidildiği gerçeğini de göz ardı etmemeli kimse.

2. el araç sitesi (Oto Galeri) yanında varken, bir de Dulkadiroğlu sınırları içinde, Doğukent civarında bir yere daha muayene istasyonu ihdas edilse, vatandaş çile çekmese, zamana yenik düşmese, kazıklanmasa daha iyi olmaz mı?

*

17.500 kişilik stadyum inşaatı sürüyor. Muhtemelen 2026-2027 sezonuna yetişecek. Başkan Fırat Görgel bu meselenin üzerinde çok duruyor. İnşaatın takipçisi.

Profesyonel ligde çok takımımız var ve maçlarımız muhtemelen yeni stadyumda oynanacak iken, ulaşım bu aşamada çok önemli ve kıymetli; o sebeple Ticaret ve Sanayi Odası’ndan yeni stadyuma gidilirken demiryolu üzerinden geçiliyor. Çukurda kalıyor.

Araçlar bile gidip gelirken sıkıntı çekerken, yarın maçlar yeni stadyumda oynanırken yoğunluk yaşanacak, izdiham oluşacak iken, demiryolu da kullanılamıyor madem, bu güzergâha biri üst geçit yapılmalı, trafik akışı güvenli hale getirilmeli ve araçlar da zarar görmemeli derim.

Hem de vakit geçirilmeden.

*

Partiler içinde huzur yok. İster iktidar olsun, ister muhalefet, herkes birbirine çelme takma hevesinde, birbirinin kuyusunu kazma gayretinde, birbirinin yoluna mayın döşeme niyetinde.

Partiler içinde ne demokrasi var, ne iç barış. İlçe başkanları il başkanlarıyla, il başkanları da milletvekilleri ile barışık değiller. Bir sinsilik, hesaplaşma ve çekişmeler tavan yapmışken, kimin kime ve neye hizmet ettiği belli değilken, bir ego tatminsizliği, bir ‘koltuk hesabı’ herkesin aklında-fikrinde iken, bir baskın, ya da erken seçim kokusu alanlara bakıyorum, daha şimdiden kolları çemremişler bile.

Dava, partiye sadakat, samimiyet hikâye, masaldan ibaret. Kişisel hırslar, bireysel rantlar, koltuk ve makam varken, kim takar davayı, kim gözetir sadakati, kim dinler lideri…

Ne bileyim, kafama takıldı, yazıverdim işte!