Evet, etkin pişmanlıktan yararlanıp, itirafçı olmaya karar verdim.
‘Başın dertte ise, içeride çürümek istemiyor, paçayı kurtarmaksa niyetin, itirafçı ol, yırtarsın!’ dediklerinde düşünmedim değil. Korkmadım da değil!
Beni buna mecbur bıraktılar!
Kimse kusura bakmasın, seni, ötekini, kim varsa bana ters gelen topunu gammazlayacağım, ispiyonlayacağım, doğru-eğri ne varsa itiraf edeceğim.
Yeter artık, tahammül edecek, dayanacak gücüm kalmadı. Yaş da 80’e geldi dayandı, bari bundan sonra rahat edeyim, içeride çürümektense, varsın başkalarının canı yansın, canı cehenneme, madem gemisini kurtaran kaptan, kendimi kurtarıp selamete ereyim!
*
Zaten içim içimi kemiriyor, rahatlama, kendimi temize çıkartma, üstümdeki zincirleri kırma adına bana tavsiye edilen eylemi gerçekleştirirsem, sadece kendim değil, sadece ailem değil, yedi sülalem rahat eder. Belki işlerim açılır, belki iftira attıklarımın yüzüne bir daha bakamam ama yurtdışına gider, ya da memleket değiştirirsem, ne Şam’ın şekeri, ne Arab’ın yüzü, giderim buralardan!
İtirafçı olmaya karar verdim!
*
Depremin üzerinden neredeyse 3 yılı geçti geçecek. Üç-dört ay çabuk geçer. Geçiyor belki ama delip geçiyor, fakat seçilenler hâlâ rutindeler, hala lay lom’dalar, hala Lale Devri yaşıyorlar.
Belediye başkanlarının taktiğidir, belki de kendilerinden öncekilerden gördüler, ya da ustaları anlattı, seçildikten iki-üç sene yan gelip yatılır, kırsalda varsa üç beş kilit parke döşenecek, park bakım-temizliği yapılacak, kaldırımlar değişecek, bugün şurada düğün, yarın bir hasta ziyareti, ertesi günü bir aileye konuk olup, yer minderinde, bağdaş kurarak bir şeyler atıştırmak, mahalle muhtarları ile geyik muhabbetleri derken, aaa bir de bakmışsın 3 sene çabucak geçmiş.
Kaldı mı iki sene. Hadi bakalım, kolları sıvıyor, hizmet için seferberlik ilan ediyoruz. Merkeze inmenin vakti, plan-program dâhilinde söz verdiğimiz üzere vatandaşa hizmeti ayağına götürme zamanı geldi.
*
Zaten vatandaş da büyük harflerle konuşmaya, yüksek perdeden atıp tutmaya başladıysa, hizmet için, yaşanabilir alanlar için, vatandaşın yaşantısını kolaylaştırmak için adım atma zamanı gelmiş demektir.
Üstelik de söz verdik, beyanname hazırlayıp dağıttık vatandaşa, ‘şunları, şunları yapacağız’ diye umutlar dağıttık, yeminler ettik, Hasan’ı Hüseyin’i, Ayşe’yi, Fatma’yı şahit tutup onu bunu kefil tuttuk kendimize.
Ama biz de az değiliz ha, o kadar büyük vaatlerde bulunduk ki, çoğu uçuk kaçık, bırak yapılmasını, hayal edilmesi bile zor projelerden söz ettik vatandaşa. Vatandaşı inandırdık, güvendirdik. Yapmasan olmaz, söverler valla!
Haydi neyse ilk iki-üç sene övdüler, methiye dizdiler, valla bu seçmenin ne önünden gidilir ne arkasından, bizim parti demez, öteki mahallenin takımı demez bastırır kalayı.
*
‘Yaralar sarılacak, şehir yeniden ihya ve inşa olacak!’ diye söz verdik vatandaşa. Nereye gitsek, hoş gittiğimiz, vatandaşın gözüne göründüğümüz de yok, bucak bucak kaçıyoruz, aman görmesin, aman verdiğimiz sözleri, projeleri hatırlatmasın diye.
Bereket versin siyasiler de dümene ayak uyduruyorlar, onlar da vatandaşın arasına karışmaktan imtina ediyorlar, vatandaşın derdiyle dertlenmiyor, söyleseler duymuyorlar, görseler kaldırım değiştiriyorlar, arada bizi unutsalar da gazeteleri, haberleri izleyince akıllarına ilçeler, şehirler düşüyor, biz de bir şey yapmadık daha gözle görülür, elle tutulur, basıyor kalayı.
‘Ne diyon lan ibibik!’ diye çemkirme, karşı çıkma hakkımız da yok!
*
Sağımızdakiler, solumuzdakiler bizden acemi. Bir plan, bir proje ürettikleri de yok. Şundan yok, seçerken bizden akıllı olsun, önümüze geçsin istemedik. Yanımızda, karşımızda el pençe divan duran, ağzımızın içine bakan, her dudak oynattığımızda ‘emredin başkanım!’ diyen iş bilmezleri aldık yanımıza.
Danışman tuttuk, o bize danışıyor. Bilmiyor ki memleketi, kırsalı, merkezi. Bulunsun dedik, görenler de, ‘vay be, başkanın danışmanı da varmış!’ desinler diye modaya uyduk.
*
Partilerde ideoloji bile kalmadı. Eskidenmiş o. Şimdi o eski ideolojik kelimeler, cümleler kirlenmiş kâğıt gibi kaldırılıp çöpe atıldı. Şimdi herkes ekonomist kesildi. Sabah gözünü açan ilkin dolara, euroya, altına bakıyor. Düştü mü, arttı mı, yerinde duruyor mu? Borsayı takip eden edene!
Bir de bitcoin var. Hayali, senin gibi duran ama senin olmayan para. Terlemeden, emek harcamadan, risk almadan kolay para kazanma, servet edinme derdinde millet.
*
Sayın Devletimizin, Allah ömrünü uzun etsin Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam, madem ülkede bir ekonomik kriz var, madem bütçe açık veriyor, kendisine ağabey tavsiyesi, şu dediklerimi yapsın, devletin bütçesi açık değil, fazla verirse beni Kıbrıs Meydanında darağacına çeksinler.
Bir… Bütün muhtarlıkları kaldırırım. Devletin sırtındaki en büyük kamburlar.
İki… Bütün esnaf oda’larını iptal ederim. Ne gerek var, zaten vatandaşın dünya elinin altında, her şeyi e.devlet üzerinden işini hallediyor. Odalara ne gerek var!
Üç… Lanet olası, insanlarda ahlak, erdem, hayâ bırakmayan başta tik-tok’u yasaklar, insanları insanlıktan çıkartan bütün zararlı sosyal medya mecralarını yasaklarım. Bir imzama bakar!
Dört… Belediyelerin başkanları var, yardımcıları var, daire başkanları var. Eeee, meclis üyesi neyin nesi, ne işe yarıyor, topyekün kaldırır, belediye içinde oluşan rant zincirinin halkasını kırarım. Devletin sırtında yük bunlar, toptan silip atarım.
*
Ben bunları düşünür, yazarken, eşim seslendi, ‘Bey, kapıya polisler geldi, seni almaya gelmişler!’ deyince uykudayım ya, kan ter içinde kalmışım.
Aklıma Silivri gelmişti. ‘Hanım, avukatımı ara!’





