İş arıyorum, bildiğiniz yerde var mı?

Eşi dostu araya koyup iş bulursam başıma iş açacağımı biliyorum. O zaman aklınıza şu soru gelebilir? “Seninki de ne iş?”

Fabrikalar da işçi arıyor ama girmem. Tozu, buharı çekecek halim yok! Resmen hamallık yaptıracaklar, balya indir, pamuk getir, çekemem valla… Sonra aşırı rutubet, verem olup ölmeye daha niyetim yok!

Bir yerde çay, temizlik işi öneren oldu kabul etmedim. Kariyerime yakıştıramadım. Gören, tanıyan ne der sonra!

Sanayi sitesinde kaportacıda çıraklık söylediler, burnumun ucu ile ittim. Çıraklık ha! Olacak şey değil. Nişanlım görse, kulağına gitse sanayi sitesinde çalıştığım, benim kaporta çizilmeyecek mi? Kız evi vazgeçerse ne yaparım sonra!

Birisi aradı, “Gel bizim gazetede çalış!” deyince gözlerim ışıladı, “Ne işi ?” dedim. Gazete dağıtıcılığı deyince telefonu suratına kapattım. Ben kim gazete dağıtmak kim! Şanıma, şerefime yakışır mıydı?

*

Peki nerede, nasıl bir işte çalışabilirim!

Masa başında, şöyle bir avukatın, bir doktorun, bir mühendisin yanında, ofisinde sekreterlik olur mesela. Çok da istediğim bir yer. Tam bana göre… Bulaşık yıkatmayan, temizlik yaptırmayan, asgari ücretin en az 3 katı, yemek ve beni evime getirip götürecek bir iş olabilir mesela…

Olmazsa… Belediyeler cayır cayır elaman alıyorlar. Tamam, ilkokul mezunu olabilirim de elim her işe yatkın! Başkanın, yardımcılarından birinin sekreterliğini yapabilirim pekala. Telefonlara bakar, vatandaş ile başkanlar arasında köprü görevi görebilirim.

Üstelik de tatili var, pazarı-bayramı var. Kalırsam 3 veya 5 saat mesaiye, ek ücretim de olur. Yeme de yanında yat!

Bir de kadro kapabilirsem, değmeyin kefiyem. Kadro işi zor mu dediniz, o iş kolay. Başkanı kafakola alırım, araya bizim partiden hatırlı birini koyarım, ya da nasıl olsa Ankara’da dayım var, bir telefonun başı ucunda.

Kadroyu da kaptım mı, canımın istediği saatte gelir giderim. Karışan görüşen de olmaz, olamaz zaten. Şikayet eden oldu muydu, dayıma telefon açarım, bizim partinin yöneticisine söylerim, kulaklarını çekerler.

Kadro demek, garantili hayat demek. Daimi iş demek. Bunun yanında başka işleri de takip edecek zamanım olacak. Tecrübe kazanınca iş takipçiliğine de soyunabilirim. Birinin işi düşerse, nasıl olsa Ankara’da dayım var, telefon açar, durumu izah eder, hallederim.

Oh, ne tatlı hayat benimkisi…

*

6 Şubat depreminde, İŞKUR müdürümüz Ali Yüce hayatını kaybetti. O, her defasında “İş çok, iş beğenmeyen çok!” derdi.

Allah rahmet eylesin!

Merhum milletvekilimiz Dr. Ca fer Tatlıbal esprili insandı. Bir sohbetinde, “Kafama göre bir doktor buldum!” esprisini patlatmıştı.

Of be, of! Araştır, koştur olmadı. Kafama göre bir iş bulamadım da yanar yüreğim ona yanar!