İlkyazı yazmak nasıl bir şeydi?

Bu Mehmet Fiskeci’ye ne desem bilmem ki, beni zorla köşe yazarı yapacak!

La havle!

İşim başımdan aşkınken, nefes alacak zaman bulamazken, ilk defa bir haber sitesinde yazı yazıyorum. Bu öneriyi getiren, bir dönemler gazetesinde de yazı yazdığım Mehmet Fiskeci, bu kez sitede yazmamı isteyince, emir büyük yerden deyip bismillah dedik.

İnsanlardan, insancıklardan söz edeceğim bu yazımda. Becerebildiğim kadarıyla. Aslında zamanım yok oturup iki satır yazacak, ama dedim ya, patron öyle istedi. Boynumuz kıldan ince deyip yazıverdik bir çırpıda.

Hayatımızdaki en büyük şans ya da şansızlık nedir diye sorarsanız, hayatı boyunca karşılaştı insanlardır cevabını versem, bana katılır mısınız?

Bazı insanlar vardır örneğin hayatınızda.

Oturup konuşmaya başlarsanız, yanından kalktığınızda sanki bir aylık Amerika tatilinden dönmüş gibi rahatlamış hissedersiniz kendinizi.

Enerjisi, sizin tüm olumsuz enerjilerinizi değiştirir bir çırpıda.

Nasihatler çeker size, öğütler verir, Bağdat Müftüsü gibi fetva da verir, ama öyle cümleler kurar ki cümleleri onların nasihat olduğunu anlayamazsınız bile.

Söylediklerini, anlattıklarına, belki de martavallarına uyuz olmadığınız o yüzdendir.

 

ÇOKBİLMİŞ OLDUĞUNU İMA EDENLER!

 

Hayatta en nefret ettiğim tipler, kendini bir alt sanıp, ukalalık eden, çokbilmişlik taslayan görgü ve bilgi cahili kimselerdir. Oldum olası sevmem böyle tipleri. Onlara konuşurken prim de vermem, zaman da tanımam. Beni bilen biler… Tahammül edemem densizliğe, palavra atanları dinlemeye…

Lakin konuşmasına bakarsın, memleketi kendi kurtarmış, yer yarılmış kendi çıkmış içinden.

Çokbilmiş olduğunu üstüne basa basa size isbatlamaya çalışmak değildir belki amacı. Tek isteği, yegâne düşüncesi, hayatınıza o birkaç saat içinde en olumlu tarafından dokunmaktır.

İz bırakmak diyorlar adına…

Ertesi sabah da uyandığınızda artık dünden farklı düşünmenizi sağlamaktır asıl gayesi.

Mesela, konuşurken pata diye araya şiir sokuşturur, fıkra anlatır, seni güldürür, belki de düşündürür, ciddi bir mesele üzerinde tartışırken, başka mevzuya dalar, sonra anlarsın ki, konuştuğunuz konu aslında o şiirin bir mısrasında vardır.

 

EN KÖTÜ RUH HALİNİZLE…

 

Dedim ya, sonra anlarsın konuştuğunuz konunun aslında bir şiirin mısrasında gizli olduğunu…

Tabi sen de unutmazsın verilmek istenen mesajı…

Anlarsın yani…

En kötü ruhu halinizle gidin yanına, ‘hayat ne güzel’ diye kalkarsınız masadan.

Böyle insanlar vardır işte hayatımızda. Yanımızda, çalışanlarımız arasında, aile içinde, akraba-hısım içinde.

Ve eğer hayatınızda ise gerçekten çok şanslısınız.

 

İLK YAZI YAZMAK BÖYLE BİR DUYGU İŞTE!

 

Benim gibi çapraz, son söylenmesi gerekeni ilkin söyleyen, patavatsız, ama bildiğim doğruları söylememe mani olunmasına izin vermeyen biri olarak, bir işadamı, bir Maraşlı, bir Yaver Sarıkatipoğlu olarak, bu yazıyı sayın Fiskeci istedi diye yazdım.

Dedim kendisine, “Arkadaş ben köşe yazarı değilim, beni bu işlere bulaştırma, günaha sokma, ben pat diye yazarım, sonra başın derde gider!” dedimse de, dinletemedim, ısrar ve inatla yazmamı isteyince, işte ortaya bu yazı çıktı.

Beğendiyseniz, hoşunuza gittiyse, devam ederiz.