Erken, ya da baskın seçim olur mu, bilemem. Bilse bilse sayın Cumhurbaşkanı bilir. Bize lahmacun yemek düşer!
Ulusal yazılı ve görsel basın anketler yayınlıyor. Partiler bile…
Anketlere hiçbir zaman güvenmedim. Ben anket yaptırsam, 5-10 anketör tutsam, salsam çarşıya pazara, ‘en büyük gazeteci kim?’ diye sordursam, mecburen ve kesin ben çıkarım.
Parayı veren düdüğü çalar misali.
*
En başarılı belediye başkanı kim diye sorulsa, herkes meşrebine, tuttuğu takıma, oy verdiği partiye göre bir sınıflandırma-değerlendirme yapacak. Partisini, takımını övmeyen seçmen-taraftar mı kaldı ülkede. Herkes bir yere taraftar. Kimi aşkına, kimi şaşkına!
Son Belediyeler Birliği seçiminde ayan beyan gördük!
*
Savaştan söz ediyoruz. ABD ve İran arasındakinden. Bir yandan barış müzakereleri için liderler, başbakanlar bir araya geliyor, bir bakıyorsun, sarı çıyan oyun bozanlık etmiş, zaten manyağın önde gideni, ‘vururum da vururum!’ diye tutturuyor. Denge unsuru olmadığı için bir körüklüyor, bir frene basıyor, sonra gaza yükleniyor.
Tam da savaş bitti diyorsun, fakat tansiyon aksine düşmek yerine yükseliyor.
*
Peki gazetecilerin kendi aralarında savaş yaşanır mı? Hadi gazetecileri bıraktım, gazeteci ile siyasetçi arasındaki savaş biter mi? Savaş dediysem kanlı bıçaklı değil herhalde, ağız dalaşı, laf getir-götür cinliği, uzaktan uzaktan parmak sallamalar…
Gazeteciler dediysem, çapulcuları, imalat artıklarını kast ediyorum. Bu tipleri kimse bırakın gazeteciyi, adam yerine koymuyor zaten. Birilerinin desteklediği çapulcular ise bugün hak ettikleri yerdeler. Tatildeler, dinleniyorlar.
3. dünya savaşı çıksın biter de, gazetecilerin kendi aralarındaki savaş ile gazeteci- siyasetçi arasındaki savaş asla ve kata bitmez.
*
Gazetecisi; ’gemileri yaktım!’ der, siyasetçisi resti gördüm diye işaret fişeği çakar, araya birileri girer, ’etmeyin tutmayın, kazık kadar adamlarasınız, bırakın bu gürültüyü, bırakın bu kavgayı, bırakın bu savaşı’ diyerek arabuluculuğa soyunsa da, geçici de olsa bir ateşkes imzalanır, göreceksiniz bir taraf mutlaka bu ateş kese uymayacak, balon yeniden patlayacak.
Birisi vardı, düne kadar tepkiliydim, suratını görmeye tahammül edemiyordum, kasıntılı bulur, kendini dev aynasında gördüğü için burun kıvırır, selamı bile esirgerdim. Şimdi bakıyorum, biraz düzelmiş, kendine gelmiş, hatalarından arınmış, gerçek kimliğine ve gazeteciliğine dönmüş!
Apayrı bir karakter çıkmış karşımıza.
*
Ha, film bitti mi derseniz, tabi ki bitmedi. Ara verildi, sigara molasına geçildi, bakarsın ikinci seansta ABD ve İran, (ya da gazeteci-siyasetçi, dahası gazetecilerin birbirine düşmesi) bir bardak suda fırtına koparacaklar da, bereket versin arada Türkiye var, barıştan yana tavır takınıyor, ‘ayıptır, yazıktır, günahtır. Kazık kadar adamlarasınız, bırakın savaşı’ diye uyarıyor.
Dinleyeni getir!