Hayatın yükü yorarsa…

Yoruyor da zaten. Bize bilmediklerimizi öğreten, görmediklerimizi gösteren, yaşamak istemesek dahi, kaderimiz der sineye çektiğimiz yaşadıklarımızı gözler önüne seren hayatın yükü yoruyor ne yazık ki.

Evleniyorsun, çoluk çocuğa karışıyorsun, iş hayatına atılıyorsun, karşına hangi engeller çıkıyor, kimisi destek olurken kimileri köstek olmak için sıraya giriyor adeta.

*

Ki ben, hayatım boyunca hayat beni yorsa da çökerim, belki madden biterim belki ama kimseye yaslanmayı düşünmedim. ‘Ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür!’ diyenlerin bir bildiği vardır muhakkak, o düşünceden yola çıkarak yorulsam, tükensem de çöksem de, asla ve asla bir duvara yaslanır gibi kimseye yaslanmam, sırtımı dönmem!

*

Sinsi insanlardan korkarım. Rengini, duruşunu, tavrını, dinini, ırkını belli etmez. Senden gibi gözükür, ama sana benzemiyor. Senin gibi düşündüğünü hissettirmeye çalışıyor ama ayrı dünyaların insanı sanki.

İyiyi zaten bilirsin, tartışmaya gerek yok.

Kötüyü de bilirsin, ona göre davranır, tavır alırsın ama sinsiyi bilemezsin, tahmin edemezsin. Yılan gibidir, uz durur bek sokar. Dost değildir ama dost maskesi taktığından seni inandırmaya çalışır. İyi değildir ama iyi gibi konuşur, giyinir, belki de çıkarı vardır, yanında değildir ama yanında gibi hareketlerini tahlile zorlanırsın.

Sinsi insan salgın gibidir, mikroptan farkı yoktur, bakteri gibidir, korona gibidir, deprem gibidir. Yıkıcı olurlar, kahredici olurlar.

Dikkat edin, uzak durun!

*

Güzel koksa da, rengârenk olsa da her çiçeğin boynunu büken bir mevsim vardır. Hayatın içindeyiz, yaşıyoruz. İnsanlar da çiçek gibidir, mevsimsel açılır, yok olurlar. Bir de her insanı hayata küstüren bir değil, belki birkaç vicdansız vardır.

Şeytanı taşlayacağınıza içinizdeki şeytanı def edin!

Hayatın yükü bazen kaldırılmayacak, taşıyamayacak kadar ağır olsa da yine de yaşamak güzel. Yorsa da tecrübe kazandırıyor mutlaka.

Dostu düşmanı öğreniyorsun en azından!