Senelerdir içimde saklar dururdum, bir gazetede, sitede köşe yazarı olup frenleyemediğim duygularımı, içimden geçenleri, kendime has yorumlarımı insanlarla paylaşmak en büyük arzumdu.
Benim de kendime özgü düşüncelerim, hayallerim ve hedeflerim vardı, bunları hayata geçirmek en doğal hakkımdı diye düşünürken, patronum sağ olsun, bana bu imkânı verdi.
Duygusuz insanları sevmem. Tepki vermeyenleri de. Olur olmaza sormadan, araştırmadan onay verenleri de…
*
Her gün bir emek veriyoruz. Emek olmayınca ekmek de olmuyor maalesef. Ailen için, geleceğin için, aile huzurun için, yaşanabilir günlerin için kimilerine eyvallah çekmek zorunda kalıyorsun, kimilerini bağrına basasın geliyor.
Çünkü, bazı emekler görünmez kaldıkça, bazı makamlar olduğundan daha büyük görünüyor insanların gözüne.
*
Hayaller ve hedefler dedik yazının başlığında. Elbette her insanın hedefleri ve hayalleri olmalı. Hani derler ya, ‘insan hayal ettiği müddetçe yaşar’ benimkisi de o hesap. Hedefim yok mu, tabi ki var. Ama hedef hırsa dönüştüğünde göz önce koltuğu görüyor, insanı değil. Hırsın gözü zirvedeyken, yolda kimin kaldığı, kimin ezildiğini fark edemiyor insan.
*
Mahkeme kadıya mülk değil, o koltuklar da kimsenin babasının malı değil. Hepsi emanet. Canımız gibi. Ve en önemlisi de zamanı geldiğinde o koltuklardan kalkabilmek. Birileri istemeden, zorlamadan, ayak diretmeden.
Yukarıdakilerin, yani üst kattakilerin derdi koltuk, makam, mevki ise, bizim hayallerimiz ve hedeflerimiz çocuklarımızın yaşamını garanti altına alabilmek. Mücadelemiz bunun üzerine inşa edilmiş.
*
Tabi temel için de zemin sağlam olmalı. Bu inşa için başta sevgi, saygı, sadakat gerekirken, aile içinde, kurum içinde herkesin bu duygular içinde olmasını beklemek en büyük hakkımız diye düşünüyorum.