Hay aksi!

Günlük yaşamda çok sık kullandığımız bir ifade. Şaşkınlık, vücut bulmayan bir beklenti, anlık şoklar, yaşanan hayal kırıklıkları karşısında ağzımızdan çıkan, fakat çok da hayret uyandıran iki kelime.

Hay aksi!

Daha şimdiden kimin, kimlerin milletvekili olacağı konuşuluyor. Daha meydanda belirlenmiş bir seçim takvimi yokken, kümeste ne tavuk, ne de fol bulunmazken, siyasilerin ağzından mıknatısla laf alınmaya çalışılırken, kimse çıkıp da doğru düzgün, ya da milleti rahatlatacak bir seçim takvimini açıklamıyor. O bakımdan her kafadan bir ses çıkıyor, asparagas haberler, sansasyonel sosyal medya paylaşımları nedense daha çok itibar görüyor, pirim yapıyor.

Hay aksi denilecek bir durum, tutum.

*

Fırat Görgel’i ilk sıraya koyan var, takiben AK Parti’nin beyefendi, düzgün ismi İl Başkanı M. Burak Gül’ün de meclise gideceği yönündeki trajı milyonları aşan fısıltılar ayyuka çıkmışken, halen Hatay Büyükşehir Belediye Genel Sekreterliğini yapan önceki dönem Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör’ü sıraya dahil eden, arkasından Ramazan Gürbak’ı, Güngör döneminden önce kurucu Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Fatih Erkoç’u layık görenler çokken, eh, milletin de ağzına kilit vuracak değilsiniz, “Yarın seçim olsun, AK Parti için 3 milletvekilliği garanti, 4’üncüyü zorlar!” diyenler o kadar çok ki ve hatta mevcutların hiç birine şans verilmez, hiç birinin yerinin garanti olmadığı konuşulurken kamuoyunda, seçmen artık o gözü kapalıdan çok gözünü açan, bilinçli seçmen profili ile her şey o kadar rahat söyleniyor ve yazılıyor ki, insan ‘Hay aksi’ demekten kendini alamıyor!

Ve fakat kiminle konuşsak, önceki dönemlerde başarılı bir siyaset yapan, halkın gönlüne yer edinen Av.Ahmet Özdemir’i kimse unutmuyor, unutturmuyor.

Ve sevgili Özdemir’e kesin gözüyle bakanların sayısı da oldukça fazla! Siz burada durun ve sakın ola ki ’Hay aksi’ demeyin, olur mu?

*

Sanayi ve iş dünyasını bünyesinde barındıran birkaç sivil toplum kuruluşu var, onlarında liderleri hepimizin yakından tanıdığı isimler. Bazı şirketler-firmalar var ki bir kısmı da İSO 500’ü arasına girmişler ve birkaç şirketi bu 500 firma arasında görünüyor.

Arkadaşlarımıza bakılırsa Maraş ekonomisi uçuyor, ihracat aratıyor, fabrikalar harıl harıl üretim yapıyor, ihracat rakamları açıklanırken, fakat kimse ithalatı konuşmuyor, ithalatın ihracat üzerinde seyrettiğini gündeme getirmek istemiyor.

“Güçlü Kahramanmaraş, güçlü gelecek!” hepimizin ortak tutkusu, hayali iken, sanayi esnafını bünyesinde barındıran sivil toplum kuruluş kanaat önderlerinin bu meselede bir çekincesi mi var, samimiler mi, vatandaşın kafası bu meselede karışık!

Ve fakat, fabrikalar çalıştıracak işçi de bulamıyor. Bir de şu gerçek var. TYP ile işe girenlerin sayısı artınca, insanlar fabrikalarda çalışmayı zül saymaya başladı. Herkes rahat iş, beleş para peşinde.

Evet, ne yazık ki gerçek, fabrikalar usta (vasıflı) veya acemi (vasıfsız) işçi bulamıyor çalıştırmaya. Bir başka gerçek ki herkes de biliyor ve farkında, işe ihtiyacı olanlar iş beğenmiyor.

Tam da ‘Hay aksi’ denilecek bir vaziyet.

*

Bu topa girmeyeyim dedim, iman hala koymadı, basın mensuplarına verilen TOKİ konutları ile ilgili iddialar, ithamlar, suçlamaların ardı arkası eksik olmuyor. Hele hele kimse Coşkun Cesur’u durduramıyor, susturamıyor!

Asıl konuşması gerekenler, asıl muhatapları sesini çıkartmıyor, susuyor.

Konuşan, eleştiren ve sert ifadelerle adeta tehditler savuran, mahallenin yaramaz çocuğu, Osman Tuğrul Tuğ. Herkes uzaktan seyrediyor, dinliyor.

*

Atı alan Üsküdar’ı geçmiş, daha neyin peşindesiniz, neyin sorgusundasınız bilemem de, bazı arkadaşlar bu meselede ısrarcı. TOKİ konutlarından ev alanların bazıları büyük karlarla satmışlar (devir) ya da kiraya vermişler.

Manzarası şahane, fakat işçilik ve malzeme sıfır olan TOKİ Basın Konutları için herkes yüzünü iddialara cevap vermesi anlamında Valimiz sayın Mükerrem Ünlüer’e çevirse de, bu işten yıpranan, yorulan sayın Ünlüer de kayıtsız değil de sessiz kalıyor olabilir diye düşünüyorum.

Kim birden fazla ev aldı, hak etmeyen kimlere peşkeş çekildi, kimler emlakçılığa başladı şimdi bu bölgede oturanlar bu soruların cevabını arıyor, fakat kimse çıkıp da iki kelime etmiyor.

Sevgili Coşkun Cesur çok öfkeli, çok sinirli, çok deli dolu.

*

Bence de bu işi artık uzatmanın, sürdürmenin, öküz altında buzağı aramanın kimseye bir faydası olmayacak, ancak basın mensuplarını kamuoyu nezdinde iki paralık, çıkarcı, fırsatçı damgasını yemekten kurtarmayacak. Ve git gide meslektaşlarımız arasında kırıcı olmaya, araların açılmasına, zaten birbiriyle hiçbir zaman barışık olmayan ve samimiyet testinden sınıfta kalacak kimselerde küslüklere kadar varan tatsız ve gergin ortam büyüdükçe büyümeye başladı.

O bakımdan bence işi tadında bırakmak gerek. Dedim ya, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş, bu saatten sonra meseleyi sulandırmanın, havayı bulandırmanın manası yok! Otursalar da, alıp sataşalar da hepsi bizim arkadaşlarımız, meslektaşlarımız. Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp masaya getirmek artık yarar değil, arkadaşlarımıza zarar verir. Horoz ötmüş, dava bitmiş, çok uzattınız, çok konuştunuz. Yeter yahu!

Yine diyorum, yine tekrarlıyorum, ‘Hay aksi yahu!’ vaziyetleri ile karşı karşıyayız!