Hatırlayın, tüm dünya 25 Aralık günü bir süreliğine Gana’ya kilitlenmişti. Neydi mesele? Şu; sebep savaş ya da bir doğal afet değildi. Bir aklında zoru olan, deli midir, nedir, kılıksız bir papaz eskisi soytarı çıktı, güya 25 Aralık’ta kıyamet kopacaktı. Bir kehanetten söz edildi açıkçası.
Damla Doğan Tuncer’in yazısından öğrendik; kendisine “Ebo Nuh” diyen bir papaz, Tanrı’dan mesaj aldığını söyleyerek büyük tufanın başlayacağını ilan etmişti. Hatta ve hatta tarih ve saat bile vermişti.
Akıldan perişan ya; üstelik çözüm de sundu: Tufandan kurtulmak için bağış toplayarak yaptığı ‘gemilere’ binmek. Ama gemilerin büyük mü, küçük mü olacağına değinmemişti papaz eskisi.
Ve ne oldu? İnsanlar gitti. Gerçekten gitti akın akın. Yüzlerce, binlerce insan.
O kadar ki, haberlerde izlediniz, neredeyse birbirlerini eziyorlardı. Adamı izleyip dinleyince, kehanetini orta koyunca, ‘Bizde olsaydı bu adam önümüzdeki muhtemel seçimlerde milletvekilliğine adaylığını koyar, ya da bir şehre belediye başkanı olur!’ fikri yerleşti bende.
*
Abdala, pardon aptala malum olurmuş ya, sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, son model lüks araçlarla gelenler bile vardı. Hayatlarını, evlerini, birikimlerini bırakıp sıraya girenler. Korku, yine akıldan hızlıydı.
Haberleri dinleyince ürktük, korktuk, çoluk çocukla, aile ile vedalaştık, öbür tarafta buluşmak üzere helalleştik!
Ve takvim yaprakları 26 Aralık’ı gösterdi. Allah’ın hikmeti işte, ne tufan vardı, ne sel. Dünya yerli yerinde duruyordu.
Bu kez yanlış anlaşılma olmaması için Ganalı Nuh’tan yeni bir açıklama geldi: Kıyamet iptal edilmemişti, sadece ertelenmişti.
Tanrı, biraz daha gemi yapmasını istemişti.
*
Bu olay Gana’ya özgü bir ‘marjinallik’ değil, ama hikâye tanıdık. Sadece mekân değişik. Tarihte korku, her daim en kolay satılan meta oldu.
Bir de dinle, kıyametle, felaketle süslendiğinde etkisi katlandıkça katlandı. Çünkü çaresizlik, sorgulama refleksini felç eder. Dünyanın her yerinde, her kriz anında aynı döngü çalışır: Belirsizlik büyür, sahneye bir kurtarıcılar çıkar.
Kimi dinle, kimi ideolojiyle, kimi milliyetçilikle. Yöntemleri farklıdır ama hepsinin ortak bir noktası vardır, korku üzerinden itaat üretmek.
*
Neyse ki ucuz atlattık, kıyamet kopmadı. Ne kadar şükretsek, hamd etsek yeridir. Bir kere insanlara umut değil, tarih verilir. Çözüm değil, sığınak satılır. Sorgulama değil, teslimiyet öğütlenir. Asıl tehlike de tam olarak burada başlar.
Bugün yaşadığımız da bu. Çünkü mesele tufanın kopmaması değil. Mesele, insanların buna gerçekten inanmış olması.
Bereket versin Gana’da kıyamet kopmadı, fakat ve lakin ama bir şey oldu sanki bir kez daha gördük ki; eğitim, refah ve güven duygusu yoksa insan, en kolay korkuyla yönetiliyor.
Allah’ım sen ne büyüksün ki, kıyamet ertelendi. Ama din sömürüsü tam gaz devam ediyor.
*
Bu kadar tatavadan sonra geliyorum asıl meseleye…
Aslında ülkemde, şahsım şehrinde kıyamet kopuyor. Nasrettin Hoca hesabı, büyüğü değil, şimdilik küçük kıyametlerle idare ediyoruz!
Asrın felaketi diye nitelendirdiğimiz 6 Şubat depreminden sonra, insanlar Allah korkusunu kaybetti. Vicdan tükenmişti ne ev sahiplerinde, ne esnafta kul hakkı diye bir duygu kalmadı. Maddiyat manevi duyguların önüne geçti, fırsatçılık aldı başını gitti, fiyatlar uçtu, kümes kadar evlerin, hayvanlara ait olsa da ahır diyebileceğimiz yerlerin kirası 25 bin liradan uçuyor, esnaf zaten zıvanadan çıktı, aha sana küçük kıyamet.
*
Acıma, vicdan, merhamet, sevgi ve saygı sizlere ömür. 18 yaş altındaki bebelere sigara satmak yasak güya, fakat sigara ve uyuşturucu kullanım yaşı 10-12 yaşlara kadar düşmüş.
Güven duygusu geçmişte kaldı. Hele hele depremden sonra baba oğula, öğrenci öğretmene, çırak ustasına, patron işçiye, işçi patrona, anası kızına güvenmez oldu.
Zemheri içindeyiz, eksi 1 veya 5’lerde seyrediyor hava, göbekler fora, her oğlanın yanında çanta gibi taşıdığı bir kız, her kızın yanında daha 12-13 yaşlarında bir sümüklü oğlan, toplu taşıma araçlarında neredeyse gerdeğe girecekler, sarmaş dolaş. Dünya yansa umurlarında değil. Gençlik diyorlar adına, gençlik bitmiş, tükenmiş. Dindarı, kindarı birbirine karışmış.
Anaya babaya saygı, küçüğe sevgi mi dediniz, geçeceksiniz onu artık. Depremle birlikte, enkazın içinde çok çok uzaklara gitti, döküldü.
Kıyamet mi dedin, aha sana küçük kıyamet!
*
Kıyameti yaşamak için kahin olmaya gerek yok!
Aslında kıyameti yaşıyoruz. Bunun emareleriyle birlikte. Farkında değiliz belki. Beki farkındayız da, işimize gelmiyor olabilir.
Hele şu sıralar küçüğü ile idare edin, Rabbim bir gün büyüğünü de gönderir üzerimize. Bu kafada, bu ahlakta, vicdan yoksunluğu içinde, bu seviyede, bu zihniyette, bu çarpık düzende böyle gidersek, kim bilir beki yarın, belki yarından da yakın zamanda büyük kıyametle tanışırız.
Şimdilik ertelendi dedik ya!





