Uğruna şarkılar söylenen, türkülere konu olan, sevenlerin, aşıkların yaşamında ayrı bir yeri olan sarı, kırmızı ve beyaz güller kadar zambaklar da açsa, karanfiller de açsa bırakın gülmeyi, gülümsemek ne mümkün.
Unuttuk… Acılarımız varken, hayallerimiz, ümitlerimiz ve canlarımız enkazla birlikle toprağa verilirken, gülenlerin başına nelerin geldiğini gördük.
Bir şehirde, en büyük mülki amir olarak bildiğimiz valinin biri, bir açıklama sırasında güldü diye görevinden alındı.
Usta yorumcu Fatih Kısaparmak’ın çok sevdiğim ‘kırmızı karanfil’ şarkısından esinlenerek yazıyorum, darağacına güller açtıran, gülümseyince yanağında güller açan, hatta gülleri bile utandıran gülümsemenin sevenler için ne kadar önemli olduğunu anlatan şarkıyı dinlerken, hiç aklımdan çıkmayan deprem, açtığı yaralar, giden canlar, yıkılan ve kaybolan hayaller geliyor.
*
7.7 şiddetindeki yüzyılın depremiyle birlikte, bilim adamlarının AhırDağı’nın 7 metre şehre doğru kaydığı söyleniyor. Şehir efsanesi mi, dedikodu mu, gerçek mi, bilmiyoruz. Ama dilin kemiği yok, herkes deprem uzmanı kesildiği için inanan da çıkıyor, ‘Yok canım, daha neler!’ diyenler de…
Bazı kurum binalarının birkaç metre veya çok da az olmayan sayıda zemine doğru çöktüğüne şahit olmadık değil. Binalar bile metrelerce ya sağa kaydı, ya da arkaya eğildi.
Depremle şaka edilmiyor. Çünkü deprem yıkarken zengin, fakir tanımıyor.
*
Şehirde enkaz kaldırma çalışmaları yanında, çok hasarlı binaların yıkımı sürerken, enkazı taşıyan resmi kurum araçları, bilmediğim bir nedenle MADOEVİ önünde mola veriyorlar. Aracı kullananların psikolojisini anlıyorum, onların da dinlenmeye, bir çay ve bir sigara içimi mola vermeye hakları var.
Kentin neresinde olursam olayım, her enkaz aracı taşınırken, kaldırılırken, benim de yüreğim kaldırmıyor gördüklerimi.
Kimbilir o aracın üzerindeki enkazın içinde hangi canlar var, kimlerin hatıraları, hayalleri var, bilinmez. Tozu da savurarak, gökyüzünün rengini değiştirerek giden enkaz taşıma araçları, umutları, geleceği de beraberinde götürüyordu aslında. Fakat gerçek olan şu, giden geri gelmiyor.
Ne canlar, ne hayaller, ne birikimler.
Veren verdiği gibi almasını da biliyor.
Ama biz gülümsemeyi, gülmeyi, kahkaha atmayı unuttuk! Deprem bize her şeyi unutturdu. Darağacına güller açtırsak da demet demet güller de artık gülmemiz için, gülümsememiz için sebep olmuyor.





