Gazetecilerle siyasiler maç yapsa, hangi taraf kazanır?

Mesela dedik yani.

Bu meselede yorumlar çok farklı geldi. Niye geldi derseniz, yazıyı yazmadan önce birçok arkadaşımla bu meseleyi tartıştım. Böyle bir yazıdan söz ettim, fikirlerini almak istedim fakat gazeteci kesimine şans veren çıkmadı. Saha ve seyirci avantajını göz önünde bulunduranlar, hakemin kararlarına baskı yapabilecekleri düşünülerek, bakın gazeteci arkadaşlarım ortaya hangi iddiaları attılar:

1) Madem maç siyasilerle, bunun içinde belediye başkanları da var. Çünkü belediyeler de birer siyasi kurum, kimlik. Siyasiler topu taca atamayı sever, maçı gereksiz yere uzatmalara da götürürler. Her harekete, her pozisyona itiraz ederler, gazetecilerin enerjisini bitirme ve moralini bozma adına hakeme bile baskı yapabilirler.

2) Bir kere, saha ve hakem seçimini kendiler belirlemek isterler. Avantaj sağlamak, sağlatmak için. Gazetecilerin de çetin ceviz olduklarını, içlerinde maça damgasını vuracak, oyunun kaderini değiştirecek oyuncunun olduğunu bilirler. O bakımdan hakem ve saha konusunda seçici davranmak isterler.

3) Daha maç başlamadan kendilerini maça 1-0 önde başlamış sayarlar. Muhtemelen hakemi satın almışlardır ya da “Sen Hakkari’yi gördün mü!” tadında coğrafya dersi (siz buna ister göz dağı deyin, ister tehdit, hangisi hoşunuza gidiyorsa!) vermişlerdir.

4) Siyasiler şikeyi severler. İçeriden futbolcu ayartmayı severler. Her ne kadar içimizde takımı, maçı satacak gazeteci yoksa da, olmasa da, belli olmaz bu insan hali, bakarsın kaleci bile bacaklarının altından topu kalede görebilir. O bakımdan maçın oynanacağı günden bir gün önce takımı şehirden uzakta tutmakta fayda var.

5) Sürekli itiraz ederler, sürekli hakemle uğraşırlar, gazeteciler içerisindeki en klas oyuncuyu oyundan düşürmek için faul yapalar, kırmızı kart görmesi için damarına basarlar, küfür etmezler de, “Bak, doğru düzgün oyna, yoksa bayram için ilan vermem, aboneliğini iptal ederim!” diyebilirler.

6) Oyunu sertleştirip, gazetecileri oyundan düşürmeye çalışırlar. Hakem de bunlara mecburen göz yumacağı için gazeteci arkadaşların sakin olması tavsiye edilse de, ne kadar başarılı olurlar, o da tartışma konusu.

7) Maçın 12. adamı taraftar büyük güç. Kaldı ki kendilerinin de güçlü olduğunu düşünürler hep, taraftarı da arkasına alınca, tezahüratlarla, seyirci desteği ile maçı kazanmak için her türlü oyun dışı kuralı devreye sokabilirler.

8) Tabi sahaya çıkacak 11 kişiyi aynı kefeye koyacak halimiz yok. İçlerinde belediyeyi de, yerel yönetimleri de ve futbolu da efendi efendi oynayan oyuncular çıkacak ki, vardır. Ama siyaset damarlarına işlediği için gazetecilere fark atmaya çalışacaklar.

9) Baktılar ki maça berabere bitecek, baktılar ki gazeteciler maçı alacak gibi duruyorlar, her ne kadar içlerinde futbolu bilenler varsa da, gazetecileri de yabana atmasınlar, saha içinde top gezdirmeye, topu taca atarak vakit geçirmeye, belki de hakemi etkilemeye çalışacak baskılar uygulamaya bakarlar.

10) Ve son… Tabi dostluk maçı olduğu için hakem maçı idare etmeye, belki de süresinden önce bitirmeye bakacaktır. Ve kazanan dostluk olacaktır!

*

Siyasiler bir kadro kurabilir. 11 kişi ile sahaya çıksa da, yedekte çok sayıda oyuncuları mutlaka olur.

Ancak gazetecilerde kimse yedek beklemek istemeyecek. Bütün arkadaşlarım forvet oynamak isteyecek. Gol atmak için. Herkes 11’de görev almak isteyecek, ‘penaltıyı ben çekerim, kornerden golü ben atarım, frikik atmak benim işim!’ diyecekler.

Kaleye kimi koyarsınız, işte o birinci sorun. Kimse ‘gelene geç!’ dedirtecek oyuncuyu kaleye koymaz!

Takım kurmakta zorlanırız da, siyasilerin böyle bir probleminin olacağını zannetmiyorum. Güç zehirlenmesi onlara doping gibi gelebilir.

*

NOT: Bir sonraki yazımda, hem siyasilerin-başkanların, hem de basın camiasının 11 kişilik kadrosunu açıklayacağım. Siyasi algıdan uzak, objektif olarak.