Elmalar…

Yok, yok… Uzun uzadıya meyvelerden, portakallardan, armutlardan söz edecek değilim. Şimdi karpuz-kavun ve üzüm vakti, ha çıktı ha çıkacak da, meselemiz Dulkadiroğlu'nun en büyük, en önemeli yerleşim birimlerinden Elmalar… Kırmızısı da var, beyazı da, yeşili de…

Hadi buyurun!

Birkaç gündür yerel siyasette ve basın camiasında ve hatta partilerin dilinde Elmalar Mahallesi var. Çiftçilik ve besicilik ile uğraşan, tutkun, dürüst bir mahalle ve sakinleri…

Şimdi tüm Kahramanmaraş bu mahalleyi, AK Parti’den CHP’ye geçen Topal ailesini konuşuyor, yazanlar da yazıyor ve muhalif başkanlar da bunun kaymağını yiyor, keyfini sürüyor.

Bu kozu onlara siz verdiniz!

Gitmezseniz, (sadece kurban bayramı arifesinde alacağınız kurbanlık için de olsa…) gönüllere dokunmazsanız, ‘ne var ne yok, nasılsınız, iyi misiniz?’ diye sormazsan, soran birileri mutlaka gelir ve çıkar, adamı kendi mahallesinde kendi saflarına katar.

*

Aileyi tanımam, o mahalleye de hiç gitmedim. Çok istememe rağmen, kısmet olmadı. Fakat birkaç gündür tüm şehir bu aileyi, bu mahalleyi, bu parti değiştirmeyi, yani büyük geçişici konuşuyorsa, bu da ulusala haber olacak kadar önem taşıdıysa, kusura bakmayın (gerçi kusura sünnetçi bakıyor ya, neyse…) oturup düşünmeniz lazım.

Biz neden kaybettik, biz nerede hata yaptık?

*

Gitmediğiniz yer sizin değil.

Bak, gitmedim, görmedim, sahiplenmiyorum. Ama gitseydim, muhtarı ve vatandaşla bir araya gelseydim, haber yapar, köşeme taşırdım. Gitmeyince, görmeyince kalem oynamaz bizde.

Salon siyaseti bitti artık.

Takım elbiseyle siyaset de olmayacağını herkes öğrendi. Ama siz öğrenemediniz? Tahsiliniz mi müsait değil, yaşınız mı tutmuyor bilemedim, ki öğrenmenin yaşı da yok, ya yol gösteren çıkmadığı, ya yolu bilmiyordunuz.

Keşke siyasetin navigasyonunu açsaydınız. Yol da bulurdunuz, yoldaş da…

*

Yoldaş bulmak gibi bir hevesiniz, niyetiniz olsaydı, bu siyasete yıllarını vermiş, tecrübe kazanmış, AK Parti ruhunu özümsemiş, yaz kış demeden partinin bayrağını asmış, çamuruna batmış, yağmurunda ıslanmış, aşını ve işi bir tarafa, zamanını harcamış gerçek partilileri, Tayyip Erdoğan hayranı siyasileri, partinin ve şehrin hafızası haline gelmiş kimseleri ‘bunların yüzü eskidi’ deyip kapının önüne koymazdınız. Yüz eskiyebilir, yıpranabilir de, fakat ruh, heyecan, sevda bitmez, tükenmez, eksilmez ve yıpranmaz.

Siyaset çoluk çocuk işi değil.

Tabi ki gençler gelecek arkadan. Ama öndeki lokomotifin (teşkilat) güçlü olması gerekiyor. Lokomotif ne kadar güçlü olursa, arkasındaki vagonun sayısının bir önemi yok. Taşır…

*

Elmalar Mahallesi dedim, hem bu köyü kaybetmekle muhalefetin eline koz verdiniz, hem parti içindeki saman alevini büyüttünüz, kişileri partiden soğuttuğunuz yetmiyormuş gibi, partinin kapısından içeri giren yok, bu zihniyetle gidersiniz Elmalar’ı da kaybedersiniz, Armutlar’ı ve Portakallar’ı da…

*

Derdiniz muhalefetin değirmenine su taşımaksa, vazgeçin, kalsın! Bakın yaz mevsimindeyiz, su sıkıntısı var, idareli kullanın, tasarrufa gidin!

Daha çok şey var da yazacak, yerim dar. İnsanda oynayacak keyif mi bıraktınız?