Ede, sağına soluna, en çok da arkana dikkat et!

Öyle bir günlerdeyiz ki, kimin dost, kimin düşman olduğunu fark edemiyorsunuz. Ülkem örneğin, dört bir tarafımızda-yanımızda savaş var, dost bildiklerimiz bizi arkadan vuruyor, sırtımızdan hançerliyor, acı çeken, yara alan biz oluyoruz.

‘Aman…’ diyorsun, ‘Bulaşmayayım şu ite, çalıyı dolanayım!’ diyorsun da, o iyilik ettiklerin, karnını doyurup üstüne başına aldıkların, hediyelere boğdukların nankör püsükler, illa ki zarar verecekler sana. 'Besle kargayı oysun gözünü!' tam da buna tıpatıp uyuyor.

Arkanda gözün de olsun! Çünkü dost bildiklerinin seni ne zaman ve nereden vuracaklarını da bırak tahmini, bilmen lazım!

*

Dinimiz, geleneklerimiz bizi hep iyilik etmeye zorlar, yönlendirir. Fakat insanlar nankör olunca, çabuk unutuyor yediklerini, içtiklerini, üstüne giydiklerini, evine götürdüklerini.

Düşman desen zaten karşında. Ona göre gardını alır, tedbirli olursun. Niyeti belli, sana zarar verecek. Aslında düşmanı yakında tutacaksın. Niyetini bilsen de bilmiyormuş gibi davranıp, ona gözünün önünden ayırmayacaksın. İçinden gelmese de karnını doyur, çayını içir!

Hiç olmazsa gözünün önünde.

Ama dostun nereden çıkıp geleceğini, nereden vuracağını kestiremezsin! Karnı doyunca baka kapıyı çalar, senden vazgeçince gidip başkasının sırtına yapışır, baktı ki sende aradığı ne varsa bitti, gidip başka yağlı kapıya başvurur!

Çükü aklı fikri yemede, içmede, giyinmede, gaza getirip soyup soğana çevirmede.

*

Cin fikirliler, samimiyetsizler, iyiliklerini çabuk unutur. Bir küçük unutkanlığını, bir sıradan hadiseyi büyüttükçe büyütür, neredeyse memleket meselesi haline getirir, aslında niyeti artık senle olan ilgiyi, bağı kesmek, kırk dereden su getirir, kırk bahanelere sığınıp senden soğumaya başlar. Bunu hissettirir, çemkirerek söyler de… Çünkü alışkanlık haline getirmiştir bu tutumunu.

Çevresine, ailesine, en yakınlarına yaptıklarını da çabuk unutur bu nankör tipler.

Bütün derdi seni punduna getirip sırtını yere vurmak, çekinmeden, korkmadan arkadan hançerlemek. Uzakta arama düşmanını, aile içinde, çalışanlarının içinde, en yakınlarında dururken uzağa gitme! Fakat acısını, sancısını sen çekiyor, bedelini sen ödüyorsun istemeden. Aile huzurun kaçıyor, düşünmekten dertlere kalıyorsun!

Aldatması bile menfaate dayalı.

Seni bitirdiğinde, seni kafasından sildiğinde gidip başka yağlı kapıyı çalana çok ‘dur bekle, gitme!’ deme. Gidince de kapıyı içeriden kapat, sürgüle.

Bu üçkağıtçı tipler, bu menfaat düşkünü fırsatçılar bir de olmayan itibarlarından bahsetmezler mi, çıldırasın geliyor!

*

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın sevdiğim bir dörtlüğü tam da uydu bu tiplere.

Gül biraz gül, şu gök kubbe kahkahanı işitsin,

Bunca keder, bunca elem, gözyaşı bitsin,

Gidenin ardından ağlamaya değmez hayat,

Gelecekleri bekle, gidecek varsın gitsin!