Doğru söz, eğri kulağa ağır gelirmiş!

Sadece bu şehirde değil, nereye giderseniz gidin, doğru söyleyenin dokuz köyde yeri yok! Her gün sırtında taşırsın, tıkanıp kaldığın zamanlar da olur, susarsın ve acıkırsın, “Yahu şöyle bir beş dakika insen de soluklansam, bir şeyler atıştırsam!” dediğinde senden kötüsü yoktur.

O yorgunluğun, tıkanıp kaldığın zamanı bir çırpıda yerle yeksan ederler, inkara kalkışırlar. Nankördür insanoğlu.

Püsük gibi…

Yazarsın, çizersin… Fakat beylerin, paşaların ve bu şehirde söz güç sahibi olduğunu zannedenlerin ağrına gider, canları sıkılır, bir de "Keşke yazmadan önce bir sorsaydın, fikrimizi alsaydın!” diye akıl verirler.

Yok ya, benim senin kadar aklım yok mu? Alemin akıllısı sen misin sonra? Sanki söylediğimde, sorduğumda gerçek cevabı alıyorum da, beni ve kamuoyunu doğru bilgilendiriyorsun da, aklımda zorum varmış gibi kalkıp bir de sana soracağım ha!

Aklını alırım senin!

*

Evet, makamı, etiketi, ünvanı ne olursa olsun, birilerine söylediğin doğru söz, haklı yorum eğri kulağa ağır gelir. Çünkü hakikati kabul etmeye gönlü yoktur.

Ve biz öyle bir zamandayız ki, bir basın mensubu olarak zor zamanlardan geçiyoruz, dürüst yalancıdan özür diliyor, eğri oturan dik duranı eleştiriyor, haklı susuyor, haksız ise sırıtıyor ve çemkiriyor!

Neresinden tutsan elinde kalıyor!

*

Översin, hak ettiği itibarı yüklersin, başına taç edersin, toplum önündeki karşılığının on numara beş yıldız olduğunu yazarsın, ‘Kim bilir kaç para aldı da yalakalığa soyundu!’ diye iftira atarken, eleştirdiğinde, ‘Ya reklam vermedi, ya ilan!’ diye bir kılıf uydururlar.

Siyasetçilere laf söyleyemezsin, ‘Vay, sen kimsin de beni eleştiriyorsun, kaç kuruşluk gazetecisin, benimkim olduğumu bilmiyor musun?’ diye üst perdeden tehdit bile savuranları çıkar.

Lakin demem o ki, doğru tektir ve eğilip bükülmez. Dokuz köyden kovulsak da, onuncu köyde bize kapılarını açıp içeri buyur eden birileri mutlaka bulunur.

Sen doğru ol, eğri belasını bulur!