Ne zaman ki İsrail zulmü hortlar, ne zaman ki bebek katili, katliamcı, Ortadoğu’nun yaramaz çocuğu, birileri tarafından beslenen ve himaye edilen şımarık katil Netenyahu, çoluk çocuk demeden insanları öldürüp, yerinden, yurdundan edip göçe zorladı, o zaman biz ve dünya ayağa kalkıyor, ‘İsrail ürünlerini boykot edelim!’ çağrısı yükseliyor arş-ı alaya.

Telefonlar kırılıyor, İsrail malı ne kadar ürün varsa marketlerde satılmıyor, televizyon kanaları ve gazeteler Yahudi ürünü ne varsa listesini yapıp vatandaşa duyuruyor, herkes duyarlı olmaya davet ediliyor.

Ve İsrail lanetleniyor, kınanıyor!

*

Sonra, hepsi unutuluyor, dün eleştirdiğimiz, lanetlediğimiz ve ürünlerini kullandığımız İsrail’in ne kadar malı varsa, mutfaklarımızda, midemizde, üzerlerimizde duruyor.

Boykot kampanyaları, İsrail’i kınama yürüyüşleri, katledilen masum Filistin halkı unutuluyor bir süreliğine, bu kez İsrail’i pompalayan, destekleyen şer güçleri bu katil devletin yanında yer alıyor, biz her fırsatta kınamaya, lanetlemeye, hatta ileri gidi küfretmeye devam ediyoruz.

Netenyahu denilen insan kasabı her fırsatta batının gözde lideri sıfatıyla ilgi görüyor. Peki, masum insanlar ölürken, göçe zorlanırken İsrail denen soysuz ülkenin kılı kıpırdıyor mu, ruhu duyuyor mu, hayır!

Onlar mezalimine, insanları katletmeye devam ediyor.

*

Madem öyle, milliyetçilik damarım kabardı, ben de bir boykot listesi hazırladım kendimce. Bakalım beğenecek, onaylayacak mısınız?

Siz, biz, hepimiz… Çalışmıyor ise, herhangi bir partinin arka bahçesi gibi durup, insanların yaşamını kolaylaştırma adına bu şehir için elini taşın altına koymuyorsa, atanmış olsa bile boykot edin!

Gazeteci mesela… Gerçekleri saptırıyor ise, eleştirirken belden aşağı vuruyor, özel hayatı didikliyorsa, tehdit ve şantajı gazetecilik sayıyorsa, sosyal medyayı bir linç aracı haline getirip, kendini hakim ve savcı yerine koyuyorsa, boykot edin!

Muhtarlar tabi ki listede. Depremde duyduk, okuduk, çoğu fırsata çevirdi, gelen yardımları evlerine, muhtarlık binalarına doldurdu, görevini layıkı ile yapan, dürüstleri tabi ki tenzih ediyoruz, vatandaşa yardım etmek yerine cebine ve rantına hizmet eden muhtarları boykot edin!

Depremde gördük, kendini müteahhit yerine koyan bilumum sahtekarlar vatandaşlara mezarlık inşa etmişler. Cennetten köşe vaad edip hayatı cehenneme çevirmişler. Çok canlarımız gitti enkazla birlikte. Hatıralarımız, hayallerimiz gitti. Hadi, bu çapsız, bu özgül ağırlık yoksunu müteahhitleri boykot edin!

Mutlaka vardır çevrenizde, ailenizde, işyerinizde. Dost görünümlü, fakat düşman miğferi giymiş, kılık değiştirmiş, kılıksız, ruhsatsız, suratsız, meymenetsiz, sadece kendini düşünen, düştüğünüzde ilk tekmeyi size vuracağını bildiğiniz dost görünümlü yılanları boykot etmek için ne bekliyorsunuz!

*

Devam edelim mi, hadi…

Memleket ‘başkan’dan geçilmiyor. Telefon gelse, ‘buyur başkanım’la açıyor, etiketine, isminin başına baksan ‘başkan yazıyor’ tesbih sallasan başkana değecek. Partide başkan, sivil toplum kuruluşlarında başkan, belediyelerde başkan, odalarda başkan, gazetelerde başkan… İnsan sağa sola bakmaya korkuyor. Bir tarafınız başkana değecek diye. Boykot edin gitsin!

Siyasileri, milletvekillerini unutur muyuz? Onlar da boykottan nasibini almalı. Hak ediyorsa, kadim şehrin yüzünü yere eğdiriyorsa, ona buna üst perdeden çalım çehre edip, bir de çemkiriyorsa, telefonlara çıkmıyorsa, şehre dair başarı hikayesi yazmak yerine uyku moduna geçmeyi deniyor, bunu da siyaset olarak bize yutturuyorsa, boykot etmek için neyi, hangi zamanı bekliyorsunuz!

Bazı kurumlar vardır, özerktir, bağımsızdır güya. Ama bir yerlere göbekten bağlı iken, şehrin en problemli yönetici ve kadrosunu barındırıyorsa, insanları mağdur ediyor, cehennem hayatı yaşatıyorsa, bir damla mutluluk adına hayattan soğutuyor ve insanları küfürbaz yapıyorsa, adına sanına bakmadan boykot listesine dahil edin!

*

İş dünyasını unutmak mümkün değil. Mutlaka patronların da bir siyasi görüşü, tercihi olacak. Saygı duyarız. Lakin, kazanıyorlar, şimdi ağlayıp sızlasalar da, geçmişte kazandıkları yedi sülalelerine yeterken, kazancının bir bölümünü okul, cami, taziye evi, sağlık ocağı gibi insancıl ve insana hizmet edecek yatırımları gözardı ediyorsa, sosyal sorumluluklarını yerine getirmeyip, daha fazla göbek büyütmekten yana iseler, boykot için durduğunuz, beklediğiniz hata!

*

Bitti mi diye soruyorsunuz da, bitmez… Hadi, devam!

İşe girene kadar kırk kapıya deynek çalan, öpmedik el, başvurmadık kapı bırakmayan, yalakalıkta sınır tanımayıp arkasından kapağa bir kuruma, devlet kapısına atınca şımaran, vatandaşı hor gören, ‘bugün git yarın gel’ moduna kendini alıştırıp, ukalalık ve soytarılık üzerine mastır yapan memur varsa, ki onlara da bürokrat veya çalışan deniliyor, boykot etsenize!

Hizmet sektörlerinin çok da masum olmadığına şahit olduğumuz günlere rastlanırken, hileli, kullanma süresi geçmiş ürünleri raftan kaldırmayan, raf fiyatı ile kasa fiyatı arasında oynaklık gösteren düzenbaz market, 2’ye aldığını 12’ye satmak için cambazlıkta sınır tanımayan, ahilik kültüründen uzak, terazide bile hile-hurdayı düşünen bilumum esnaf ne varsa boykot edin!

*

Tamam, İsrail şerefsiz, haysiyetsiz, lanetli bir toplum. Ama biz de çuvaldızı kendimize, iğneyi başkasına batırsak, daha adil daha dürüst davranmış olmaz mıyız?

NOT: Yarınki köşe yazımın başlığı ‘Hacı’

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol