Bir de kültür ve turizm çalıştayı yapsaydınız!

Geçerliliğine, kabul gördüğüne ve kamuoyunda karşılık bulduğuna inanmasam da yine de olmasından yana olan ısrarıma ben de bir anlam veremiyorum.

Akıntıya kürek çekmek gibi, umutsuz beklemek gibi, hayal deryasında yüzmek gibi, olmayacak duaya amin demek gibi düşünseniz de, ki aynı kanıdayım, şimdiye kadar yapılan çalıştaylardan bir somut netice elde edemeyişimize kahrolmuyor değilim.

Fakat ve lakin, buna rağmen bir kültür ve turizm çalıştayına bu şehrin ihtiyacı olduğuna inancımı korumak istiyorum.

*

Bu şehre yerli yabancı turistin gelmemesinden yakınıyoruz. Elhak doğru! Daha önce de ifadeye çalıştım, niye gelsin! Gelince kabak gibi ortada mı kalsın! Şehir merkezinde ihtiyacını giderecek bir umumi tuvaletiniz bile okken, gelecek misafirler içinde engelli, hamile, hasta ve yaşlı olanlar varken, Ulu Cami pislik yuvası tuvaletlerini saymıyorum, iğrenç çünkü, Trabzon Bulvarı üzerindeki bir merkezi yere bir umumi tuvaleti düşünemeyene akıl varken. Turist niye gelsin birader!

Bugün itibariyle dahi yeri tartışma konusu iken hizmet binası yenilenmiş, pisti uzatılmış, çevresindeki engelleri kaldırılmış havaalanına uçakların zamanında ve sağlıklı inip kalkamazken, turist niye gelsin!

Germenicia'yı bize uyutturdular-unutturdular, artık haberleri bile kimseyi ilgilendirmiyor zerre kadar.

*

Devam edelim… Yeteri kadar konaklaman yok. Varsa birkaç tane onda da içki yok! Adamın canı içki çekti, hadi bir gece konakladı diyelim, ‘Kardeşim içki haram, günah. Bak, aha ulu camimiz şurada!’ mı diyeceksin!

Sonra, tur şirketleri ile anlaşabilecek, onları davet edecek, şehri tanıtacak ekibin var mı? Senelerdir göbek büyüten, nerede beleş oraya yerle zihniyeti ile müdürlük yapanlar kendi kültürünü, turizmini geliştirememişken, hangi ortak akıl veya üst akıl turistler için araç parkı yapmayı düşünebildi?

Sonra, şehir daha tozdan, topraktan, çamur deryasından ve çukurlardan kurtulamamış. Adamlar aklını peynir ekmekle mi yedi de gelsin şehrine!

Geçerken uğrarlar, dondurmasını yerler, sonra ver elin Gaziantep, ver elini oradan Şanlıurfa’ya…

*

Kale ve çevresi olduğu gibi duruyor. Kültür ve turizm bakanlığı ıslah edecek, koruma altına alacaktı. Seneler geçit aradan, üstlenici firma herhalde babalarının oğlu, başlamadılar bile.

Kale altındaki Çiçek Sineması enkazını kaldırın, kirlilik yaratıyor, 1978 olaylarının izlerini taşıyor dedik, anlatamadık galiba, aldırış eden yok!

Türktelekom binası… Ne işin var orada. Yıkın, kaldırın, tarihi Kale tüm ihtişamı, tarihi güzelliği ile ortay açısın, çevresini sosyal yaşam alanlarına çevirin, insanların oturup muhabbet-sohbet edebileceği ortamlar aratın, şehrin tarihi ve turistik ürünlerini-eserlerini sergileyen butik dükkanlar koyun yanına.

*

Bacasız sanayi gözüyle baktığımız turizm için bugün herkesin konuştuğu, hafta sonu gittiğinde enerji depoladığı, mavi ile yeşilin buluştuğu Başkonuş’a ne kadar sahip çıkıyoruz, ne kadar tanıtıyoruz.

Gidenler de bu kültür ve doğa mirası değerlerimizi hor kullanıyor, çevreye, doğaya saygıyı bir tarafa bırakarak artıklarımızı bırakarak şehre dönüyoruz.

Tanıtım meselesi…

Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü bu konuda ne kadar gayretli.

İnanç turizminin kalbi Afşin Yedi Uyurlar bizim.

Sağlık turizminin kalpleri Döngele Mahallesi, havası ve tavası kadar insanın ruhunu dinlendiren Ilıca bizim, Fırnız bizim, Yavşan Yaylası bizim.

Bizim olmaya bizim de, bir de kıymetini bilsek!