Bir mesele vardır ortada, ya ailevidir, ya siyasi, ya ticari ya da toplumsal. Ama mesele olmaya devam ediyor. Ha, biz merhum Süleyman Demirel ‘in dediği gibi, ‘Meseleleri mesele etmezseniz mesele kalmaz!’ sözünden hareket etmeyeceğiz. Madem ortada bir mesele var, bilmek yetmez, çözülmesi, sonuca varılması gerekiyor. Hele acilse, hele günlük yaşamı direkt ve doğrudan etkiliyorsa…
Sporda da böyle, siyasette de, ticaret ve toplumsal yaşamda da…
*
BİR… Eczanelerde ilaç yok. Bunu Eczacı Odası Başkanı Ebru Kaya her gün haykırıyor. Zaten ecza depolarına borçları yığılan eczaneler, bir de Suriyeli Mültecilerin reçete bedelleri 5 aydır ödenmeyince, eczaneler zor durumda.
Düşünce insanları, toplumun kontrol edemediği şeylerle oyalanmayı bırakıp, kontrol edebildiği şeylerden sorumluluk almasını söyleyen bir düşünce biçimi olduğunu ileri sürerler. Sorumlu olanlar, sorumluluk sahibi olduğunu söyleyenler, toplumun ekmek ve su kadar temel ihtiyacı olan ve sağlık noktasında insana hayatını ilgilendiren ilaç ve reçete sorunu mutlaka çözülmelidir.
*
İKİ… PTT Başmüdürlüğü Gaziantep’e devredilmiş. Niye? Bizde suyu mu çıkmıştı? Yerini mi beğenmedi, havası mı farklı geldi de tutmadı?
Biz yaz aylarında, hatta içinde bulunduğumuz kış günlerinde bile su sıkıntısı yaşarken, suyumuz Gaziantep’e akar.
Uçaklarımız bir damla yağmur yokken, bir yaprağı kımıldatacak rüzgâr dahi bulunmazken Gaziantep’e iner.
Şimdi de PTT Başmüdürlüğü Gaziantep yolcusu.
Niye? Kafamız kel ondan olabilir mi?
Acaba sayın yetkili ve etkili bürokrasimiz, aslan gibi siyasilerimiz bizdeki Başmüdürlüğün iptal edilerek Gaziantep PTT Başmüdürlüğüne bağlanmamızdan hoşnutlar mı?
*
Üç… Ey siyasiler, ey bürokrasimizin kahraman evlatları. Yaşam her zaman adil, kolay ya da keyifli olmaz ve insan bunu değiştiremez. Hastalık olur, haksızlık olur, kayıp olur. Başkalarının ne yaptığı, ne söylediği, hava durumu, ekonomi, geçmiş... Bunlar insanın kontrolünde değildir. Ama neyi doğru bulduğu, nasıl davrandığı, neyi seçtiği kendi kontrolündedir. Asıl mesele budur.
Başına gelenler değil, onlara verdiğin tepkiler belirleyicidir. Kendine acıyarak yanlışın meşrulaştırılmasına karşı çıkmanın isyanla, tepki ile alakası yok. Doğruyu biliyorsan, doğruyu yapacaksın! Zor olsa bile, iline, ilçene pahalıya patlasa bile, herkes yapmıyorsa sen, siz ve biz yapacağız.
Toplumsal tepki isyan değildir, başkaldırı değildir, sadece sitemdir, şikâyettir.
*
DÖRT… Biliyoruz ki hayat pahalı, biliyoruz ki geçim zor, farkındayız ve biliyoruz ki mutfaklar yangın yeri. Ve de biliyoruz ki şehrimiz deprem mağduru. Yaşanabilir bir kent için gayret gösterenleri unutmuyoruz elbette.
Fakat şu yolların halini gördükçe, insanların günaha girdiklerine şahit oldukça, araçların haftanın bir günü yolunu sanayi sitesine çevirdiklerine şahit oldukça vatandaşın tepkisine hak vermiyor değilim.
Daha önce de söyledim, sabır, tahammül. İnşallah diyorum, umuyorum, yakın tarihte yepyeni bir Kahramanmaraş’a açacağız gözlerimizi.
Avukatı olsam zengin olurdum da değilim, Fırat Görgel ve metropol ilçe Başkanları Hanifi Toptaş ve Mehmet Akpınar ellerinden gelen gayreti gösteriyor, özveriyle çalışıyorlar.
*
BEŞ… Sorun, neyin doğru olduğunu bilmemek değildir; bildiğini uygulamamaktır. der. Bu sözle ahlakın bilgiyle değil, eylemle ölçüldüğünü anlatır. Yani doğruyu bilmek bir erdem sayılmaz. Doğruyu seçmek ve uygulamak erdemdir.
Demokrasi Meydanı deprem sebebiyle meydan olmaktan çıktı, biliyoruz. Kapalı çarşı esnafı şimdi meydanda ekmek mücadelesi verirken, Kapalı Çarşı’lardaki restorasyon bitti, bitmek üzere.
Şehrimizin manevi hafızası, en eski mabedi Ulu Cami de öyle.
*
Oysa insan çoğu zaman doğruyu bilir, ama işine gelmediğinde onu yapmaz. İnsanların büyük kısmı yanlış yaptığı için değil, doğruyu bildikleri halde onu seçmedikleri için sorun yaşar. Asıl mesele budur. Aksine yerel yönetimler şehrin ihya ve inşası adına, vatandaşın yaşamını kolaylaştırma adına uykusuz geceler geçiriyorlar.
Sayın Cumhurbaşkanım, bilin diye söyledim, şikâyet etmiyorum, ki bize yakışmaz!





