Durun! Hemen öfke seline kapılmayın. Hemen, hemen celallenmeyin, hemen bir yerinize toplu iğne batmış gibi fırlamayın yerinizden!

Sabredin, yazdığımı okuyun, sonra eleştirin beni…

Ama önce dinleyin, önce okuyun, sonra…

1920’de, milli mücadele yıllarında, Maraş Harbinde gösterdiği yiğitliği, kahramanlığı inkâr edenlerden değilim.

Asıl adının İmam olmayıp, Ali olduğunu, Uzunoluk’ta sütçülük yaptığını herkes okumuştur, dinlemiştir kaçıncı kez.

Eyvallah!

*

Maraş Harbinde, Fransızlar ve Ermeniler yan yana, kucak-kucağa bir olup, Maraşlılara karşı hayâsızca, edepsizce saldıran, kadınlara musallat olan, erkekleri dışarıya çıkamaz eden, bayrağımızı indirerek yerine Fransız bayrağını dikenlere karşı direnen, maneviyatını, ruhunu ve bedenini ortaya koyarak bu şehri Fransızlara, Ermenilere dar eden milis kuvvetlerimizi, milli değerlerimizi, kahramanlarımızı minnetle, şükranla andığımı bir kere daha belirtmek isterim.

Merhum Sütçü İmamı da…

Neyse… Burada uzun uzadıya tarih dersi verecek değilim.

Bugün Üniversiteye dahi adını verdiğimiz kahramanımız Sütçü İmam, aslında kalede top atışlarını yapan insandı. Sorumluydu. Nitekim Maraşlıların Fransızları şehirden kovup, (Fransızlar sabahın erken saatlerinde şehri terk ederken, ‘Maraşlılar uyanmasın, kaçtığımızı duymasınlar’ düşüncesinden hareketle atlarının nalları altına keçe çakmışlardı.)

*

22 gece-gündüz süren savaşın ardından Fransızlar şehri terk edince, kalede 22 pare top atışı yapılmıştı. Bu atışlar sırasında, ki son atışlara sıra geldiğinde, topun ısınmasından olsa gerek Sütçü İmam da top ile birlikte Kale’den, surlardan aşağı uçmuş ve ruhunu teslim etmişti. Savaş bitince de belediyede odacılık yaptığını herkes bilir.

Tekrar Allah rahmet etsin!

*

Ancak… Hamam olayına gelince… Şehre yerleşen Fransızlar ve onların yardakçıları Ermineler iyice şımarmışlardı ki, bir gün Uzunoluk’taki hamamdan çıkan Müslüman-Türk kadınlara musallat olanlar Fransız askerlerine karşı ilk karşı çıkan, direnen Sütçü İmam değil, Çakmakçı Sait (Yalçın) olmuştur. Daha sonra hemen karşı tarafta sütçülük yapan Sütçü İmam da gelmiş, olaya müdahil olmuştur.

Yani demem o ki, kurtuluş mücadelesinin pimini çeken, kıvılcımı başlatan Çakmakçı Sait olmuştur. Ancak tarih yazanlar, okuyanlar ve şimdiki nesil, bugün adını Üniversiteye de verdiğimiz Sütçü İmam’ı hatırlar, duyarlar, bilirler de, Çakmakçı Sait’i pek bilmezler. Ancak yakın tarihi okuyanlar, bilenler ve yaşı 50’yi geçenler bunu çok iyi hatırlarlar, bilirler.

Demem o ki…

Bugün Üniversiteye adının verilmesine dahi karşı olan ben, ki geçmişte bazı rektörler, siyasiler, bürokratlar karşı çıkmasına rağmen, merhum Süleyman Demirel tarafından kurulan ve ilk kurucu rektörlüğünü yapan merhum Osman Tekinel ve takip eden rektörler bile üniversitenin adının ‘Kahramanmaraş Üniversitesi’ olmasını istemelerine rağmen, siyasi etik, bürokratik kesimler ve bu şehrini ağa babaları, baronları, Sütçü İmam Üniversitesi olması noktasında karar birliğine varmışlardır.

Çok yazıldı, çok alay konusu oldu da, lafı uzatmanın manası yok.

*

Ve ben…

Ben, büyük İslam mütefekkiri İmam Gazali Hazretleri’nin ilk yakınlarından olan, Kümbette bakkallık yapan, 1973 yılında rahmetli olan Bekir Öncülokur’un torunuyum.

Ben, askerliğini çavuş olarak yapan, Yemen’de, Kafkas’larda savaşan Hamit Çavuş’un (Fiskeci) torunuyum.

Bu şehri batı emperyalizminden, Fransızların ve Ermenilerden kurtaran her kim varsa, Çakmakçı Sait, Sütçü İmam, Rıdvan Hoca, Alparslan Toğuzata, Yörük Selim, Evliya Efendi, Mıllış Nuri, Senem Ayşe ve daha ismini unuttuğum onlarca yiğitlere, şehitlere rahmet diliyorum.

Ben dedelerimin torunuyum!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol