Geçen veya bu hafta içinde, gerek Ankara, gerekse İstanbul uçakları havaalanımıza inemedi, uçaklar da kalkamadı. Sebebi malum. Malum da, asıl gerçeği, inkâr edilemeyecek ihmali kim biliyor, kim sorguluyor.

Geliyorsun, inemiyorsun tabi, ya havada tur atıyorsun 4 veya 5 tane sonra soluğu komşu vilayetin havaalanında alıyorsun. Yolcular perişan olmuş, zaman kaybetmiş, içinde hasta varmış, kimsenin umurunda değil.

*

Buradan Karatutlu iken aktutlu olan İrfan Karatutlu’ya sesleniyorum, hadi vekilim, göster marifetini, bir ayar ver şu meseleye, çözülsün temelden. Artık söz sende, artık güç sende, artık her türlü yetki de sende. Ama dikkat et, konuşurken, ağzını açarken Vahit amcanı üzme, sıkıntıya sokma. Hatta ondan izin almadan iki kelam bile etme! Üzülür, canı sıkılır sonra.

Zaten sen olmasan kimsenin bu şehir için ağzını açıp iki kelam edeceği yok!

*

Daha önce de ifade ettim, zaten konuşmayan, ifade etmeyen, bağırıp çağırmayan, isyan etmeyen, havaalanı önündeki rezalete sessiz kalmayıp isyan bayrağını çekenleri, bu meseleyi gündeme getirip yetkilileri duyarlı ve sorumlu olmaya davet eden muhalefet partilerin temsilcilerini saymıyorum.

Onlar görevini yapıyor zira! Senin de daha dün yaptığın gibi…

Ha, bu ihmalkârlık mı, sorumsuzluk mu, onu da bilemedim. Bilen varsa, lütfen söylesin de vatandaşı doğru bilgilendirelim.

*

Burada Havaalanı Müdürümüzün suçu yok. Ne yapsın adamcağız, elinden geldiği kadar gayret gösteriyor, iyi niyetli. Pilot bilmem hangi bahaneleri üreterek, hangi şartlardaki olumsuzlukları ileri sürerek inemiyorsa, ‘İn lan havaalanımıza, bizi, beni daha fazla mahcup etme, insanları perişan eyleme, indir şu uçağı, yoksa gelip canına okurum senin!’ diyemeyeceğine göre, bu görev kime düşüyor, siz tahmin edin!

Ne yapacak Havaalanı Müdürü. Eline silah alıp adam mı kovalayacak, uçağı indirmeyen pilotu mu dövecek, vuracak!

Eeee, biz kimi muhatap alacağız bu meselede. Kimi, kimleri?

*

Siyasiler desen çemkiriyorlar. ‘Bizi aldatıyorlar!’ deyip kenara çekiliyorlar. Aldanmayın kardeşim, aldatanların ifadesini alın, kapının önüne koyun, hahını avucuna verin, ‘Benim şehrimin insanını niye mağdur ediyorsunuz?’ diye hesap sorun!

Yok… Yok soramazsınız. Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğüne gidip bu kanayan yarayı ıslah edemezsiniz.

İşiniz gücünüz, falan yere hangi müdürü atayalım, üniversiteye kimi rektör olarak yerleştirelim, falan yerdeki daire başkanlığını hangi hısımımızı oturtalım, falan yerdeki şube müdürlüğüne hangi partilimizi sokalım hesabındasınız.

Maraş çok da umurunuzda değil.

Ha, sizler Maraş’ın umurunda mısınız? Onu da Maraşlılara sorun! Bana değil.

*

Evet, beklemek kaderi değiştirmiyor. Şimdi hamle zamanı. Diyeceğim de sizde o yok işte!

Burada yaşanan rezaletleri, vatandaşın çektiği çileyi, mağdur insanların haklı isyanını, yaşanan işkenceleri Cumhurbaşkanımız (Allah uzun ömürler versin) sayın Recep Tayyip Erdoğan duysun, sizi bir daha bırakın listeye almaya, bir bardak çay bile içirmez!

Şunu da bütün kamuoyuna itiraf ediyorum, ben AKP’li değilim, AK Partili olduğunu iddia edenlerden daha çok AK Partiliyim. Ben şehir milliyetçisiyim. Dava adamıyım. Kendimi bu şehre adadım.

Siz adaklık kurban bile değilsiniz!  

Çünkü, görünen köy konum gerektirmiyor!

*

Uzattım, farkındayım. MHP Milletvekili sayın Doç.Dr. Zuhal Karakoç bir maaşını İstiklalspor’a bağışladı. Aynı hassasiyeti, aynı cömertliği sizden de beklediğimi söyleyebilirim.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol