Bazen gemileri yakmak gerekiyor!

Günlük hayata insanı yoruyor. Zor yaşam şartlarının da getirdiği ekonomik ağırlıklara yanında insanı bunaltan sıcaklar yüzünden yorgunluktan bitap düştüğümüz olmuyor değil.

Hele çalışan bir anne iseniz, evinizde sizi bekleyen çocuklarınız varsa, üstelik de işyerindeki sorumluluklarınız ağır basıyorsa, eh buna sıcak hava da eklenince, yaşam gerçekten büsbütün çekilmez hale geliyor.

Ama mücadeleden vazgeçmiyoruz. Tüm şartları, tüm imkanları zorlayarak, umutsuzlukları kırarak ayakta kalmaya, hayata tutunmaya gayret gösteriyoruz.

Mecburuz, mecburen!

*

Gelin bunu tarihten bir yaprakla örneklendirelim.

Yıl 7ll. Berberilerin komutanı yüzbaşı Tarık bin Ziyad, Emevi devleti adına İspanya topraklarına girer. Girer ve Kral Roderik ile savaşır.

O gün o savaşta kral Roderik’in öldüğü bataklık olan savaş alanı bugün otobüs terminali imiş.

Komutan Tarık bin Ziyad, İber Yarımadasından geri dönüşün olmayacağını askerlere söyler. Ve bir komut verir. ‘Gemileri yakıyoruz!’ bir hedefi vardı, o hedefine, amacına ulaşmalı, İspanya topraklarını Emevi’lere kazandırmalıydı.

Yani, “ölmek var, mücadeleden, savaştan dönmek yok!” demek istemişti.

Kararlılık vardı, inanç vardı.

Tabi tüm gemileri yaktırmadı, zaten gemiler de Emevi’lerin değildi.

*

Bizler, çalışan kimseler mücadeleyi elden bırakmayacağız. Haksızlıklara uğrasak da, iftiralara maruz kalsak da, yolumuza engeller döşense de, zafere ulaşana kadar, hedefimize varıncaya kadar mücadeleye devam.

Gemileri yakmaksa da sonunda, onu da yakmasını biliriz evvel Allah!

Ailemiz için, toplumun kalkınmasına katkı sunmak için, insanların yaşam kalitesini artırmak için, sağlıklı yaşamak için.

Özveriyle, kararlılıkla mücadeleye devam.