Artık iyice gün yüzüne çıktı ki, Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Hayrettin Güngör, virüs ile arasına mesafe değil, basın ile arasına kilometrelere varan mesafe koyarak aradaki uçurumu iyice büyüttü.
Kendisine kim akıl veriyorsa, akıldaneleri her kim ya da kimler ise bilsinler ki bu şehirde basını susturamazlar. Tabi ki basın etik kurallar içinde görevini yapacak. Haberleri de girecek, ama eleştirilerde de gerçek payı varsa muhatapları da tahammüllü olacak, sineye çekecekler.
Bakın, İçişleri Bakanı sayın Süleyman Soylu bile istifa gerekçesini belirtirken, tüm sorumlulukları üzerine almıştı. Kabul etti hatasını. Sonradan talimatla geri döndü, bu bizim meselemiz değil.
Meselemiz yerelde, içeride. Çünkü sayın Başkan her gün mesele olmaya devam ediyor.
*
Daha bu sabah, gelen e.mailleri kontrol ederken, Büyükşehirden gelen basın toplantısı haberi dikkatimi çekti. İçinde sadece Aksu Televizyonu, Anadolu Ajansı ve İHA’nın bulunduğu ajanslar yer almışlar.
Dikkat edin, bu şehirde günlük yayınlanan iki gazete var. MANŞET ve BUGÜN…
Onlar davet edilmemiş, çağrılmamış. Bu mesleğe senelerini verenler zahmet edip davet edilmezken, hatırı sayılır gazeteci arkadaşlarımızın yürüttüğü internete siteleri dahi çağrılmamış. Ajanslara abone oldukları için haberi kullanmış olabilirler. Saygı duyarım. Kimsenin yayın ilkesine karışmak, akıl vermek haddimiz değil iken, Büyükşehirdekiler kendileri çalmışlar, kendileri oynamışlar.
Ajanslara ve Aksu televizyonuna söyleyecek bir sözüm yok. Onlardan özür diliyorum. Onlar görevlerini yapmışlar, yapacaklar ve saygı duyarım. Mesele onlar değil. Asıl mesele Büyükşehir ve Başkanı sayın Hayrettin Güngör.
*
Zaten geldiği günden beri problem olmaya, mesele olmaya, sorun olmaya devam eden sayın Başkan, basın ile arasına koyduğu mesafeden dolayı artık yerel basına düşman olduğunu belgeledi, kanıtladı, ispatladı.
Düşünün… Bir senesini doldurdu, bu bir sene içinde şehirde neler oldu neler bitti, neler yapıldı, neler yapılacak, buna dair söyleyecek bir sözü olmayan başkan sayın Güngör’ün, bir yılın muhasebesinden ziyade, son günlerde yaşanan virüs belasına ve buna dair icraatlarını anlatan basın toplantısından dişe dokunur bir şey bulamadık.
Bir kere, habercilikte biri kural vardır. 5 N 1 K… Basın toplantısı ne zaman ve nerede yapıldı. Bunlar belirtilmiyor. Sadece başkanın sözleri. Hani haber kriteri? Tamam, Hayrettin Bey bu kurallardan, 5 N 1 K’dan haberdar olmayabilir. Ama basın müdürü ya da bu işten sorumlu genel sekreter diye getirttiği şahıs da mı bilgisiz, cahil, cühela. Makamda yapıldıysa makamda diyeceksin, belediye toplantı salonunda ise adını koyacaksın, yok başka nerede yaptıysan, ‘şurada, burada…’ diyeceksin.
Çocuk doğmuş, adını koymuyorsunuz. Ben şüphelenmez miyim o zaman? Sevsinler sizin basın toplantınızı…
Lafa gelince hepsi de allame, hepsi de basını yemiş yutmuş. Ama bu şehirden, bu şehirdeki özveriyle çalışan basından, bu şehrin gerçeklerinden bihaberler. Unutmayın, Yıldız sadece geceleri aydınlık sağlar. Güneş doğunca Yıldız’ların hükümranlığı sona erer!
*
İçinde basının olmadığı toplantıya basın toplantısı demeyeceksin o zaman. Ajanslarla yapılan toplantı başlığı daha uygun düşerken, “Gazeteciler umurumda değiller, ne yazarlarsa yazsınlar!” diyen zihniyetten beklentiler zaten bir senedir boşa düşmüşken, açık ve seçik yazmam gerekirse, basın hiçbir dönemde bu kadar itibarsızlaştırılmamış, öteleştirilmemişti.
Ne sayın Mustafa Poyraz, ne de sayın Fatih Erkoç, hiçbir zamanında böyle bir ucuzluğa, basitliğe ve dışlamaya yönelik harekete, eylem ve düşünce içinde olmazken, başkanın hareketleri kadar haberleri de (SOS) veriyor.
Sos dediysem, ölmüş tavuk dürümü içine dökülen sostan söz etmediğimi anladınız herhalde.
Haberin içeriğini okumadım bile. İçinde basın yoksa, bu sektöre senelerini vermiş, kendilerini kanıtlamış meslektaşlarım yoksa, bu eleştiri size iyi gelir.
Yazıyı bir veciz sözle bitiriyorum; “Sev seni seveni kapında kölen olsa, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan olsa…”
Neyse, o kadar!





