Bizim ortak özelliğimiz, belki de en büyük eksikliğimiz, eleştirilere karşı tahammüllü olamamak! Ha, bizim ne İsa’ya, ne Musa’ya yaranmak gibi kaygımız, hevesimiz de yok iken, bir arkadaşımın geçenlerde bana söylediği şu cümle dikkatimi çekmiş, yazmak için ertelemiştim. Ama dün tam denk geldi; “Bir ölüler, bir de siyasiler, başkanlar telefonlara bakmazlar, çıkmazlar!”
Derken… Akşam hazırlığında, tam da toplu taşıma aracına binmeye hazırlanır ve böyle düşünürken, telefonumdan sayın Alaaddin Parlak aradı. Büyükşehir Belediye Başkanımız sayın Hayrettin Güngör’ün özel kalem Müdürü.
“Hayırdır inşallah!” diyerek açtım, bana, Başkanın benimle görüşmek istediğini, müsaitsem beklediğini söyleyince, düşünmeden, uzatmadan ‘peki’ dedim.
İmar komisyonu üyeleri beklerken, içeri davet edildim. Ayakta karşıladı, hoş geldin dedi. Nezaketinden ve hassasiyetinden ötürü teşekkür ediyorum sayın Başkanıma.
*
Gelelim madalyonun öbür yüzüne…
Makamında sadece ikimiz. Baş başa…
Bir öğrenci, sınıfa girmeden, öğretmeninin karşısına çıkmadan önce nasıl ki dersine çalışmış, hazırlıklı oluyorsa, sayın Güngör’ü de aynı minval üzre buldum. Benim de içinde olduğum, medyada çıkan haberler, yorumlar ve beğenilerin olduğu ince bir klasör önünde duruyordu.
Demek takipteyiz. İzleniyor, okunuyoruz. Bu güzel bir şey.
Okunmak, izlenmek, karşılığında yüz yüze de olsa yüzleşmek, eleştirmek herkese lazım iken, hal hatır faslından sonra can alıcı konulara girdik.
Aklınıza ne geliyorsa, son günlerin gündem maddelerini tek-tek Başkan sayın Güngör önündeki klasörden okudu, kendi yorumundan sonra karşılık verdiğim cevapları dinledi.
İçinde, konuşmamız arasında neler vardı derseniz, kısa kesitler halinde aktarmam gerekirse, nezaket, saygı çerçevesinde kritikte bulunduk.
*
Ne konuştuklarımıza gelince…
Herhalde bir gazeteciye söylediği iddia edilen pörsümüş yakıştırması ve AK Parti Kahramanmaraş il başkanının kim olup olmayacağı meselesi hariç… Bu şehri, medyayı, daha doğrusu kamuoyunu yakından ilgilendiren ve ciddi ölçüde ses getiren toplumsal hadiseleri, günümüz insanına dokunan ekonomik, sosyal, kültürel ve en çok da medya yanı ağır basan konuları masaya yatırdık.
Mimikleri, vücut dili ve el kol hareketleri ile bayağı hareketliydi. Belki de biraz sinirli miydi ne? Beni karşısında bulmuşken, (ama konuşmaları, cevapları hep genele şamildi) içindekileri döktü, belki de rahatladı.
Özetleyecek olursam, hangi anlama, hangi tarafa çekerseniz çekin, çünkü ne konuştuklarınızın ayrıntısına girmeyeceğim. Zaten girecek olsam, pehlivan tefrikası gibi en azından 10 gün sürer. Ha, girip girmeme konusunda kendisinden icazet, yani onay almış, almamış da değildim ama sohbetin samimiyetine, ciddiyetine ve özeline istinaden aramızda kalması şartıyla, ana hatlarıyla ve tek cümleyle şunu belirtmem gerekirse, “Benim bu şehre, bu insanlara borcum var, bu borcu ödemeye, siyaset yapmaya değil, hizmet etmeye geldim. Artık bu şehirde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı” diyordu özetle.
*
Sosyal medyada, kamuoyunda hakkında çıkan iddialara, tepkilere, söylemediği halde söylenmiş gibi yaratılan algılara verdiği cevapları önemsedim.
En azından beni ikna etti.
“Madem öyle, bir basın toplantısı düzenlesen. Aha sene sonu geliyor. 2019 yılının değerlendirmesi kapsamında, basın ile bir araya gelseniz, iyi olmaz mı?” önerime sıcak baktığını, olabileceğini söylerken, vakit hayli geç olmuştu.
Kahvemizi içtikten, meseleleri, sorunları, iddiaları ve cevapları bölüştükten sonra, kendisini içeride bekleyen İmar Komisyonu üyeleri ile baş-başa bırakıp evimin yolunu tuttum!
Sayın Güngör’e, ayırdığı 50 dakikalık zaman için, nezaketi için bir kere daha teşekkür ediyorum.
Rabbim işlerini rast getirsin!





