ATM memurları…

Bu tipler, bu asalak ruhlu, sırtını bir siyasete, bir kişiye dayamış, ‘bana kimse dokunamaz!’ mantığını ezber eylemiş ruh hastası kimseler, her devirde, her kurumda bulunmuşlardır.

Şimdi kalkıp kurum adı versem yanlış olur, siz zaten anladınız şıp diye. En çok da belediyelerde var desem, gerisini siz getirirsiniz!

Eğitim ve sağlık camiasında, muhtarlarda bile…

*

Emek harcamazlar, risk almazlar, sorumluluk hiç almazlar, ama avanta maaşa gelince takır takır ATM’den çekip çatır çatır yerler. Ve sonra da giderler camide en ön safta namaza dururlar. Kul hakkını da sana bana kaptırmazlar.

Zaten hepsinin de bir değil, iki yetmez, en az üç işi var.

Çalıştığı örneği A kurumunda odası bile vardır, fakat işe gitmez, canı isterse buluşma adresi olarak kullanabilir, imtiyazlı, bizim partinin adamı olduğu içinde işe gitmese dahi kimse ona dokunamaz! O da cin gibi zaten, bu gerçeğin farkında, dedim ya sırtını dayamıştır birilerine, bir partiye, gel keyfim gel.

*

Bu tipler ayrıca da nankördürler ve ekmek yedikleri çanağa pislerler.

Bu tipler, ayrıca iş takibi de yapar, siyasi ve etiketini de kullanarak rant peşinde koşarlar.

Bu tipler, kendilerini keramet ehli zanneder, mensubu oldukları partinin ve çalıştıkları kurumun itibarını düşünmezler.

Bu tipler, kendilerini bulunmaz Bursa kumaşı yerine koyup, dokunulmazlık zırhına bürünmeyi marifet sayarlar.

Bu tiplerin ikinci değil, hatta üçüncü, dördüncü işleri bile vardır. Hiç beceremezlerse al-sat işini iyi bilirler. Adam alıp satma dâhil. Bu konuda uzman olduklarını söyleyebilirim.

*

Sorsan, devleti, ülkeyi, milleti ve memleketi senden benden çok severler.

Asalak oldukları için, kene gibi yapıştıkları kurumu da kendilerine referans gösterirler, kurumu ve kurumun imkânlarını (oda olur, araba olur, imtiyaz olur) bile kullanırlar hoyratça!

Kurumun sırtında olduğu kadar devletin de sırtındaki kamburdur aslında.

Yüzsüzdürler. Vatan, Millet, Sakarya gibi ulvi kavramlar pek de umurlarında değildir. Ama lafını severler, dillerinden düşürmezler. Bayrak derler, ezan derler, en çok da ‘bizim parti’ye sığınıp yemedikleri halt bırakmazlar.

Utanmaları, arlanmaları da yoktur, suratlarına tükürsen yağmur yağıyor zannedip ‘Ya Rab şükür!' diyecek kadar karakter yoksunudur bu tipler.

*

Örneğin X kurumun başındaki başkan veya yönetici her neyse ve kimse, bunlarla uğraşacağım diye yola çıkar önce. Fakat daha ilk adımda pes eder, çünkü birilerinin damarına, ayağına basmıştır, “Hoooop! Dur bakalım orada. Benim adamıma nanik yapamazsın!” tehditvari uyarıları gelir bir yerlerden.

Dedim ya, ya senin partidendir, ya benim.

İddialı konuşanın ayağına dolanır ilk söyledikleri. Çark eder, “Süllümden endim, sözümden döndüm!” diyerek o da sistemin çarkı içinde kıvranır durur!

Çünkü sistem böyle istemiştir, o da sistemin bir parçası olmak zorundadır. Çok ileri giderse, (vacibilerin olduğu yerde) katlin vaciptir, boynunu vururlar ilk fırsatta!