Öne Çıkanlar AK PARTİ ON İKİŞUBAT YÖNETİM KURULU LİSTESİ AÇIKLANDI BARO ADAYI ATAKAN PAZAR GÜNÜNDEN BERİ KAYIP! BÜYÜK HİDROLİKTEN MÜŞTERİYE ÖZELÇÖZÜMLER DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Bu haber kez okundu.

KAHRAMANMARAŞNEDEN ŞAİR YATAĞIDIR
 Toprağı mümbittir Kahramanmaraş’ın, şair de yetişiyor deyip de işin içinden çıkmak da mümkün, bunu uzun uzun analiz etmek de mümkün.

Evet, şu soru akıllara takılıyor. Kahramanmaraş neden şair yatağıdır? Neden şair, yazar toprağıdır.

Bunun ben de bizzat çok düşündüm. Hatta bu düşündüğümü üstatlara da sordum. Mesela, Abdurrahim Karakoç üstadımıza bir sohbet sırasında sormuştum, “Abi, Kahramanmaraş’tan neden çok şair yetişiyor?” Soruyu iki cümleyle cevaplamıştı. Demişti ki, “Kahramanmaraş’ta edebiyat çevresi her zaman var olmuştur. Bu edebiyat çevresi etrafındaki insanları etkilemektedir ve kendisine çekmektedir.”

Bu cevaptan yola çıkarsak, “Kahramanmaraş’ta bir edebiyat nehri akmakta ve bu nehirden herkes istifade ettiği gibi, devamlı şekilde bu nehre yan kollardan, büyük küçük dereler akmaktadır. Böylece, bu nehir gürleyip çoğalmaktadır.” Bu kadar mı?

Elbette hayır. Kahramanmaraş’ta heyecan var. Coşku var. Ruh var. Bu heyecan, coşku ve ruh eskisi kadar kalmasa da, var işte. Allah tekrar çoğaltsın.

Bu ruh, coşku ve heyecanın yansımasını başta, Kahramanmaraşlı Şairlerin en başında gelen Necip Fazıl Kısakürek’te görürüz. Üstadımız “Sakarya nehri” gibi coşmuş, demir parmaklıkların ardından, “zindan” karanlığından haykırmıştır. Nuri Pakdil bu haykırışını belki daha “sükunet” içerisinde gerçekleştirmiş, ancak o da sesini duyurmuştur. Cahit Zarifoğlu “ismiyle müsemma, zarif bir yankı” bırakmıştır edebiyat dünyasında. Erdem Beyazıt soylu bir öpücük kondurmuş edebiyat dünyasının alnına. Rasim Özdenören, yazılarıyla, sözleriyle adeta ilmek ilmek örmüştür “Maraş nakışı” gibi. Yakın bir geçmişte kaybettiğimiz Abdurrahim Karakoç ağabeyimiz de, “Kahramanmaraş toprağının dobra dobralığını” yansıtır.

Daha sayayım mı, Kahramanmaraşlı Şair ve Yazarları? Zaman da yetmez, yer de yetmez. Bu isimler birkaç büyük örnek, hepsi o kadar.

İşin bir diğer boyutu da şudur. Kahramanmaraş şair yatağıdır derken, yalnızca bu şehirde doğup da büyüyenler ya da aslen o şehre ait olanlar anlaşılmamalıdır. Bir vesile ile Kahramanmaraş’a yolu düşüp de kalanlar da bu şair yatağından paylarını almışlar, akan edebiyat nehrinden doya doya içmişlerdir.

İşte bu isimlere iki büyük örnek. Sezai Karakoç ve Akif İnan’dır. Bu iki edebiyat ustası, Kahramanmaraşlı olmasalar da, bir müddet orada ikamet etmişlerdir. Bu nedenle Kahramanmaraşlı sayılmışlardır. Çoğu kimse bu iki edebi şahsiyeti Kahramanmaraşlı sanırlar.

Üstad Sezai Karakoç, Kahramanmaraş için “çocuk yüreğimin ateş aldığı yer” ifadesini kullanır. Üstad Sezai Karakoç’un memleketimizden aldığı “o ateş, o meşale” halen yanıyor ve edebiyat dünyasını aydınlatıyor.

Evet, Kahramanmaraş şair yatağıdır. Bu bir hakikattir. Bunun nedeni, memleketin özündeki cevherdir. Bu öz tüm Anadolu’ya aittir. Yalnızca Kahramanmaraş’a ait de değildir. Anadolu’nun bu özünü, cevherini Kahramanmaraş’ta bulan ve elde eden, eline kalemi alıp etrafını aydınlatıyor. O cevherden yayılan ateş ve ışık, etrafındakileri de halkasına alıyor ve bu halka dalga dalga, huzme huzme tüm Dünya’ya yayılıyor. Yayılan bu ışık, Kahramanmaraşlı şair ve yazardan yansıyor gibi gözükse de, esasında Kahramanmaraş’tan yansıyor.

Bu ışık, bu nur hiç sönmesin, vesselam.

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol