banner954

banner960

banner962

banner965

banner966

Ticaretin ahlakı…

11 Şubat 2019, 12:59
Bu makale 180 kez okundu
 Bugün köşemizin konusunu ticaret ahlakı olarak belirlemek istedim. Toplumsal ahlak yerlerde sürünürken, ticaretin de bir ahlak zemininde yer almasını isteyen birisi olarak, bu meseleye ilişkin Peygamber Efendimizin örnek davranışlarından birini sizlere okutmayı yeğledim.

Hz. Muhammed, bir gün buğday satan bir adama rastladı. Satıcıya: “Nasıl satıyorsun?” diye sordu.

Adam da kendince anlattı. O esnada Peygamberimize; “Elini onun (buğdayın) içine daldır!” diye vahy (işaret) edildi.

Hz. Muhammed de elini daldırdı ve buğdayın ıslak olduğunu gördü. Bunun üzerine; “İnsanların görmesi için ıslak olanı üst tarafına koysaydın! Aldatan bizden değildir.” dedi.

*

Hadis-i şerifte ifade edildiği üzere İslâm iktisadi sistemi, ticaretin temelini doğruluk ve dürüstlükle fert ve cemiyete hizmet anlayışı üzerine kurmuştur.

Malın, üreticiden tüketiciye intikali demek olan ve sermaye kadar gayreti de gerektiren üstelik kâra kadar zarara da dönüşmek ihtimâli bulunan ticari faaliyet, malın, faydasını artırdığı cihetle helâl kılınmış, hatta teşvik edilmiştir. Hazreti Muhammed, mübarek lisanından “Kazancın onda dokuzunun ticarette olduğu…” huşusunun ifade edilmiş bulunması düşünülürse, bu teşvikin derecesi daha kolay anlaşılabilir. Diğer taraftan İslâm inancının dayandığı beş temel amelî esasın hac ve zekât gibi en ehemmiyetli iki tanesi, zengin olan mümine mahsustur ki, bunlar da aynı zamanda meşru yoldan zengin olmanın teşviki mahiyetindedir. Hadis-i şerifte ifade buyurulan “Veren el alan elden üstündür.” şeklinde verici olmaya yönlendiren hüküm de, bu istikamette değerlendirilebilir.

Bununla beraber mal ve serveti elde etmenin en önemli vasıtası olan ticarette “Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi maldır.” hadis-i şerifi akıldan çıkarılmamalıdır.

Zira ticaretteki para kazanma ihtirası, nefsin zebunu olduğu korkunç handikaplardan biridir. Muhteris kimse, bir testiye benzer; karnı dolsa da ağzı kapanmaz. Hâlbuki bir testiye deryalar boşaltmaya kalksan, istiabından fazla ne alabilir? Yine muhteris, bir ocak, soba veya mangal gibidir ki, ona odun ve kömür gibi yakacaklar yığıldıkça, işba hâline gelip sönmez; bilakis alev ve harareti artar. Hazreti Peygamberimiz; muhteris insanı şöyle ifade buyurur: “Âdemoğlunun iki dere dolusu malı olsa bir üçüncüsünü ister. Âdemoğlunun içini/karnını topraktan başka bir şey dolduramaz.”

*

Bu düşkünlüğü dolayısıyla insanoğlunun ticarette yaptığı hile ve düzenbazlıkların haddi hesabı yoktur. Bu yüzden nice kavimler batmıştır. Yine de bu dünya akıllanmayan nice gaflet yolcularıyla doludur. Sınırsız zenginlikleri dolayısıyla infak, zekât ve muhtelif hayır hasenat ile fakir, garip, kimsesiz, dul, yetim ve muhtaçları gözetecekleri yerde onların haklarını bir vampir iştahıyla gasp edenler tarih boyu hiç eksik olmamıştır…

Dinin mevzuu ruhtur. Bedense, ruha yüktür. Din, bedene saadet ve rahatlık getirmek davasında değildir. Bilâkis ruhu bedene hâkim kılmak davasındadır. Ticaret, bir merhaleden sonra hırslarımıza gem vurmak olmalı ki, haddi aşıp dünya ve ahiret bedbahtı olmayalım… Tüccar vurguncu, kontrol organları hırsız ve rüşvetçilerle dolu bir cemiyet bünyesinde huzur aramak bir hayal olur…

*

Cenabı-ı Hak, Kur’an-ı Kerîm’de kıyamete kadar gelecek ümmetlere ibret olması için Şuayb (as) kavmi olan Meyden ve Eyke halklarının helâkinin, ticaret ahlâklarının son derecede bozulmuş olması sebebiyle olduğunu bildirmektedir. Onun için ticarette sahtekârlık yapılıp haram yenmesi, zayıfların ezilmesi, bir kavmin helâkine sebep olacak kadar ağır bir cürümdür. Allah’ın Resulü buyurur ki,  

“Altın ve gümüş paranın, kibir ve gurur taşıyan elbisenin kulu olan helak olsun!.. Çıkar düşkünü (muhteris) kişiye (dilediği) verilirse memnun olur, verilmez ise razı olmaz (ilâhî taksim ve takdire isyan eder!”

NOT: Gelecek yazıda bu meseleye devam edeceğim.

Yorum Gönder