banner617

banner627

MİLLETVEKİLİ ADAYI İDİM, MANKEN ADAYI DEĞİL

24 Ekim 2012 Çarşamba 12:27
Bu haber 20519 kez okundu

43 yıllık gazetecilik hayatımızda çok haber, röportaj yaptık ama araçta, seyir halinde iken ilk kez bir röportaj gerçekleştirdik. O da, edebiyat ve siyaset dünyasının tanınmış ismi, merhum Erdem Beyazıt’ın hanımefendi kızı, milletvekili Sevde Beyazıt Kaçar’a nasip oldu. Bu ilki yaşayanlardan Sevde Beyazıt Kaçar da aynı düşüncede. “Ben de…“ dedi, Çağlayancerit’e, ceviz festivaline giderken, araçta, seyir halinde biz sorularımızı sorduk. O da cevap verdi.

MİLLETVEKİLİ ADAYI İDİM, MANKEN ADAYI DEĞİL

Bu yolculuğa eşlik edenlerden biri de AK Parti Kadın Kolları Başkanı Nursel Reyhanlıoğlu idi. Onlar milletvekili bacı-kardeş gibiydiler. Reyhanlıoğlu da sık-sık röportaja dahil oldu, kardeşim kadar seviyorum dediği Kaçar için düşüncelerini de açıklarken, ortaya bu zevkli röportaj çıktı.

Seyir halinde iken, merhum Erdem Beyazıt ile olan ilişkimizden, dostluğumuzdan söz ettik. Nesli tükenmiş beyefendi edebiyatçı, siyasetçi Erdem Beyazıt’ın kızı olmak nasıl bir duygu idi? Teyp çalışırken, Kaçar cevabını yetiştiriverdi; “Öyle bir babanın kızı olmak, benim sorumluluğumu daha da artırıyor. İnşallah bu misyonu layıkı ile yerine getiririm. Siyasette olsun, özel hayatta olsun, Erdem Beyazıt ön planda. Bazıları bize kızıyor belki ama, onun bize kattığı değerler var. Bu değerleri taşımaya çalışıyorum. İnşallah bu değerlerle memleketime hizmet etmeye, layık olmaya çalışırım!”


Milletvekili iken, bir önemli misyonu daha üstlendi, göreve ve sorumluluk alanı genişledi, AK Parti Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı da oldu. Üstelik de iki çocuk annesi iken, özel hayat diye bir şey kalmış mıydı? “Maalesef kalmadı. Zaten öyle bir hayat da yoktu. Aslında hayatımız parti ve siyaset oldu. Siyaseti çok seviyor, ilgileniyordum. Babam bir dönem milletvekilliği yapmasına rağmen, siyasetten uzak duran, siyaseti sevmeyen biri olarak, beni sürekli tenkit ederdi, ‘kızım boşver, kendi işine bak!” derdi. O zaman yavrularım yoktu. Ama ısrarla siyaset diyordum. Babam karşıydı siyasetle ilgilenmeme. O dönemde sayın R.Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir belediye başkanımızdı. Şiir okudu, hapse girince, babam sık sık ziyaretine giderdi. Bir gün cezaevi ziyareti sonrası, ‘gel kızım, hayırlı olsun! Partiniz kuruluyor, çalışmaya başla!’ dedi. Bir adres verdi, gittim, ‘Erdem Beyazıt’ın kızı Sevde’yim.  Ne görev verirseniz çalışmak istiyorum’ dedim. Mektuplar geliyordu dört bir yandan, onları okuyarak, ev toplantılarına katılarak başladık. Sonra partinin adı çıktı ortaya. Kurucular kurulu, derken beni il yönetimine istediler. Her konuda babamla istişare ediyordum, bana; ‘hayır kızım, en alttan başlayacak, yavaş yavaş tırmanacaksın! Tepeden inme olmaz bu işler’ dedi. Önce merkez ilçeden, mümkünse gençlik kollarından başlamamı önerdi. Gittim tekrar, başkanımıza ilettim durumu, kadın kollarında çalışmam söylendi. Evim Anadolu yakasında idi, ilçelerin hepsi öbür yakada iken, Bahçelievler olsun dedim ve 10 gün içinde evi taşıdım. Siyasete girmiş olduk. Belediye meclis üyesi olmam tavsiye edildi, kabul etmedim. Babam; ‘Siyaseti sürdüreceksen, belediye meclis üyelikleri doğru adres değil, ya il, ya da merkez ilçe yönetiminde kal’ demesine rağmen, belediye meclisinde kadın üye görmek istediklerini söylediler ve beni belediye meclis üyesi yazdılar. Çünkü başbakanımız kadınlara önem veriyordu. Bir dönem daimi encümenlik yaptım. Derken nasip oldu, neticede milletvekili olduk, bu arada başkanımız Nursel Reyhanlıoğlu’nun çok yakın ilgisini, desteğini gördüm. Halkımıza, partimize ve şehrimize hayırlı hizmetler vermek için çalışıyorum, çalışacağım!”


MEDYA İLE NEDEN İYİ GEÇİNEMEDİ?

Sorumuz açık ve netti. Yerel medya ile bir türlü yıldızı barışmamış, sürekli eleştiri okları üzerine çevrilmişti. Nerede hata yapmıştı, yerel medya ile neden ters düşmüştü, neden bayan olmasına rağmen eleştirilen vekili oluvermişti? En çok da kılık-kıyafeti… Yerel medya kendisine itici mi gelmişti ya da kendisi diyalog kurmakta zorluk mu çekmişti? Asıl sebep neydi? İşte verdiği cevap; “Buna bir atasözümüzle cevap vereyim; ‘terzi kendi söküğünü dikemez!’(gülümsüyor) Medyadan geldiğim için, anlaşamamak demeyeyim, aday gösterildiğimde şehre gelmek istedim, ertesi günü, bir hafta sonra gelmemi salık verdiler, tepkilerin sert olduğunu söylediler. Bu tepkileri alacağımı biliyordum. ‘Ama gelmek istiyorum! Utanacak, sıkılacak hiçbir şeyim yok’ dedim. Aslında gelip medya mensupları ile birlikte olmaktı niyetim. Tabi aday adaylığı parti içi bir süreçti. Basın bizimle ilgili haber yapmak istiyordu ama, ben aday adayıyım demeye bile çekiniyordum. Billboardlarda resimleri görünce de çok şaşırdım. Biri basın mensubu ile birlikte olurken, ‘Tabi bende isterim ilan, reklâm vermeyi, abone olmayı, ama bu süreçte medyaya çıkmayı çok doğru bulmuyorum’ dedim. Bütün suçum bu, arkadaşlarımızı kızdırmışım istemeden. Aynı sürece girsem, aynı şekilde davranırım. Bu bizim iç sürecimizde, basına yansıması da doğru değildi. Aday olmamın gerçek sebebi de bu diye düşünüyorum, çok deşifre olmak doğru değildi belki bana göre. Gezdim, kendimi anlatmaya çalıştım, bende kırılmadım, üzülmedim değil. Bir insanın, saçı-başı ile değil, kafası ile uğraşmalı insanlar. Ben milletvekili adayı idim, manken adayı değil. Güzellik yarışmasına da katılmıyordum neticede. Layık olduğunca şehrime, milletime hizmet etmekti amacım. Bir diyalog kopukluğu olunca, böyle devam etti. Hayırlısı bakalım! Varsın olsun, herkes zaman içinde birbirini daha iyi tanıyacak! Herkesin hataları var, benim olduğum kadar, onların, beni eleştirenlerin de… Dedim ya, terzi kendi söküğünü dikemiyor!”


Not: Yukarıdaki açıklamaları yaparken, sürekli güldü, gülümsedi)

TEŞKİLAT, UYUM İÇİNDE ÇALIŞMA!

Geçmişte yaşandı bunlar. Teşkilat ile milletvekilleri arasındaki köprünün ayakları güçlü olmadı zaman zaman. Diyalog kopukluğu oldu, ters düşmeler, zıtlaşmalar yaşandı. Şimdi, üstelik de bir kadın milletvekili olarak, teşkilat ile milletvekili arkadaşları arasındaki diyalog nasıldı, destek görüyor muydu? Halen bir uyum vardı, kendisi de bu uyumun bir parçası idi. Bu düşüncemize katılıyor muydu?

Verdiği cevap bir bayana yakışık nitelikteydi. Ki sürekli üslubuna dikkat etti, bize; “Bizde esas olan teşkilattır. Biz bunu bildik, bunu öğrendik. Kaldı ki teşkilattan gelen birisiyim. Ben, açık söylüyorum, il teşkilatımız ve Nursel hanım sayesinde milletvekili oldum. Her şeye, her tepkiye rağmen… Daha önce neler yaşandı, bilemem. Vekillerimizi tanıyordum ama, görüştüğüm ağabeylerimdi. Teşkilat ile olan ilişkileri benim ilgi alanımın dışındaydı. Bizim dönemimizde, bu dönemde, Mahir bey ve diğer büyüklerim teşkilattan gelen bir isimler. Biz AK Parti terbiyesi almış insanlarız. Teşkilata ve onun aldığı her türlü karara saygılıyız. No problem!” diye konuştu.

MUTLUYUZ, BÜYÜYORUZ,

OYUMUZU ARTIRIYORUZ!

Yukarıdaki cümleyi de HAS Partiden AK Partiye iltihak olan arkadaşları için söyledi. Son olarak, geniş bir kitleye hitap eden parti olduklarını, muhafazakar demokrat  kimlikleri ile yerlerinin geniş,  yüreklerinin açık olduğunu söyledi. “Her geçen gün aile büyüyor, genişliyor, güzellikler artıyor. Mutluyuz, çünkü büyüyoruz, çünkü oyumuzu artırıyoruz!” dedikten sonra, sorumuz üzerine büyükşehir statüsü ve Belediye Başkanı Mustafa Poyraz hakkındaki düşünceleri ile röportaja nokta koymak istedik; “Mustafa Poyraz başkanımı çok seviyorum, onu başarılı buluyor, bunu yürekten söylüyorum. Bu söylediğimi okuyanlar bana kızacaklar belki ama, şehre indiğiniz zaman, dışarıdan gelen dostları gezdirdiğimizi zaman, ne kadar temiz, ne kadar düzenli olduğunu söylediklerinde, başkanımızla bir kere daha gurur duyuyorum.”

Teşekkürler sayın Sevde Beyazıt Kaçar!

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder