banner746

banner750

banner727

MİLLİ DEVLET ve SINIFLAR…

MİLLİ DEVLET ve SINIFLAR…

Gamze GÖKÇEK

14 Şubat 2018, 10:56
Bu makale 2177 kez okundu
  

 

Milli devlet, herhangi bir sınıf ve zümrenin tekelinde olamaz. O, bütün sınıf ve zümrelerin, bütün iş ve meslek guruplarının maddi ve manevi hak ve menfaatlerini adil bir tarzda koruyan, savunan ve dengeleyen bütün vicdanlarda saygı ve itibar bulan müşfik bir otorite olmak zorundadır. Zulme, haksızlığa, gadre uğrayan herkes ve her zümre yanında mutlaka devleti bulmalıdır.

Kendisini daima Allah’ın selamı ile takdis ettiğimiz, şanlı Peygamberimiz’den sonra İslam devletinin ilk halifesi, yüce sahabe Hz. Ebu Bekir, seçimi takriben yaptığı konuşmada, “Nezdinizde mazlumlar haklarını alıncaya kadar çok kuvvetli, zalimler ise mazlumun hakkını verinceye kadar çok zayıf olacaklardır” diye buyurarak, devletin mazlumlardan yana olması gerektiğin belirtmiş ve gerçekten de öylece hareket etmişlerdir.

Devlet, mazlumlardan yana olmazsa, zalimin zulmü artar, mazlumlar çoğalır, sosyal denge bozulur. “ihkak-ı hak” mazlumun ve mağdurun bizzat kendisinin hakkını, yine kendisinin alması yolu açılır. Cemiyet anarşiye düşer. İç kavgalar ve ihtilaller zaman içinde genişlemeye başlar. Bu arzu edilemeyeceğine göre devlet, yukarıda sözünü ettiğimiz fonksiyonunu mutlaka icra etmelidir. Dinimiz, mazluma zulüm etme hakkı tanımaz. Ancak, devlet, müşfik ve adil otoritesini kullanarak mazlumun hakkını almak zorundadır.

Mazlum ve mağdur, hakkını almazsa, incinir, kırılır, kin duyguları kabarır. Zulme uğrayan baka insanlarla açık veya gizli irtibatlar kurar, teşkilatlanır ve sosyal patlamalara kaynak olmaya başlar. Gördüğü mukavemet ölçüsünde de sertleşir. İşte, Avrupa’da kapitalizmin zulmü ile doğan işçi hareketleri ve sendikaları böyle bir karakter taşımaktadır. Serttir, öfkelidir, kindardır, diktatörya hırsları ile doludur. 19. yüzyıl ihtilalcileri zulme ve gadre uğrayanların bu ruh hallerinden çok istifade etmişlerdir. Ama ne zamanki devlet, milli devlet olmaya yönelmiş, sınıf ve zümre çıkarları yerine bütün bir milleti müşfik, adil ve otoriter bağrına basmış, sosyal adaleti ve güvenliği bütün sosyal dilin ve tabakalar için vazgeçilmez bir hak telakki etmiş ise de, cemiyette huzur ve refah doğmaya başlamıştır.

Türk-İslam ülkücüleri, için devlet ve onun icra gücü olan hükümetler, teşri gücü olan meclisler ve kazai (yargı) gücü olan mahkemeler asla bir sınıf ve zümrenin tekelinde ve kontrolünde olamaz. Onlar, Türk milleti adına hareket etmek zorunda olan ve milli vicdanda yatan mukaddes ölçülere bağlı milli müesseselerdir.

Tarih boyunca ve günümüzde devlet ve onun güçleri, maalesef çok defa bir sınıf ve zümrenin kontrolüne girmiştir. C. Zimmerman’ın yeni sosyolojisinde belirttiği gibi, gerçekten de zaman içinde savaşçılara, rahiplere, asillere hammadde tüccarları demek olan fizyokratlara, kapitalistlere, imtiyaz tanıyan devlet ve hükümetler gelip geçmiştir. Şimdi de komünistler, büyük sanayinin doğması ile güçlenen proletaryanın diktatörlüğü için savaştıklarını söyleyerek ve üstelik son aşamada devletsiz bir dünya devleti (!) kurmak garabetini göstermeyi bilimsel sosyalizm adına savunmak yoluna girmiş bulunuyorlar.

İnsanlara, Türk – İslam kültür ve medeniyetindeki devleti anlatmalıyız.

NOT: Yukarıda okuduğunuz yazı, Seyit Ahmet ARVASİ’nin yazdığı “Türk İslam Ülküsü 1” isimli kitabından alınmıştır.

 

Yorum Gönder