banner954

banner960

banner962

banner965

banner966

BİR ZAMANLAR MEMLEKET GAZETESİ

15 Nisan 2019 Pazartesi 09:57
Bu haber 534 kez okundu

1 Nisan 1947’de kurulan ve 2015 yılında günlük yayın hayatına son veren MEMLEKET Gazetesinin Uzunoluk’taki yeri bugün harabe halinde. Kapıları ve camları kırılmış, maziye seslenir gibi hatıraları bünyesinde barındırmış en eski mahalli gazete, bugün viran halde. İnsanın yüreği sızlıyor, içi acıyor.

BİR ZAMANLAR MEMLEKET GAZETESİ
 Okuldan mezun olduğumda kapısından içeri girdiğim ve sonra da kendimi gazeteci yerine koyduğum Uzunoluk’ta, Sütçü İmam Çeşmesi arkasındaki Memleket Gazetesi önünden geçerken hatıralarım depreşti. Bu gazetede gençliğim vardı, izlerim vardı, yazılarım, haberlerim vardı. Anılarım vardı.

NEREDE O ESKİ YAZARLAR, KALEMİNDEN ZEHİR DAMLAYAN MUHARRİRLER…

Artık kaderine terk edilmiş, harabeye dönmüş, yetim çocuklar gibiydi Memleket Gazetesi. Oysa o gazetede kimler çalışmıştı. Merhum Osman Sayın, Haydar Okur, Muzaffer Kırmacı ve bendeniz (Mehmet Fiskeci) sürekli köşe yazıları ile okunur bir gazete çıkartmak için çalışırken, matbaacı ustamız Cemil Söyler idi.

Kentin en eski yerel gazetesiydi. (Kuruluş tarihi 1 Nisan 1947)

4 sayfa çıkardık. Dönemin valilerinin, belediye başkanlarının fotoğrafı ve bir de Maraş manzarası dışında fotoğraf karesi olmazdı gazetede. Kurşun harfleri raflardan indirir, cümleleri habere çevirirdik. Kurşun harfler zehir içerdiğinden her gün belirli aralıklarla yoğurt yemek zorundaydık.

Mesleğe bir yarım aşırı, yani 50 yılını vermiş birisi olarak, o yıllarda yerel gazeteler okunur, ‘gazete yazdıysa doğrudur’ denilir, gazeteciye itibar edilirdi.

VİRAN OLAN GÖNLÜMDE SEVGİLİMİ ÖZLEDİM!

Kapıları ve pencereleri yanında camları kırılmış, ama tabelası ile ‘ben daha ölmedim!’ diyen bir zamanların o ünlü Memleket,  diğer adıyla ENGİZEK gazetesi saygındı, itibar veriyordu haberler yanında. İçim acıdı, yüreğim burkulmuştu gördüğüm manzara karşısında.

Nadire Tolun’un vefatından (15 Haziran 1983) sonra gazeteyi torunu, delikanlı adam, beyefendi kişilik Kemal Sayın sürdürdü. Ve bu gazetenin bir de emektarı vardı, sevgili Bilal Evran…

Yayın hayatını uzun süredir sürdüren Kemal Sayın, bir müddet sonra şehirdeki yapılanma sebebiyle gazetelerin bileşmesi çerçevesinde yılların en eski gazetesi MEMLEKET’i kapatmak zorunda kaldı. (31 Ağustos 2015)

Evet, şarkıda söylendiği gibi, viran olan gönlümde sevgilimi, MEMLEKET Gazetesini özledim doğrusu.

MERHUM NADİRE TOLUN İLE UNUTULMAYACAK BİR ANIM!

Duayen gazeteci, yerel medyanın Nadire ablası Nadire Tolun ile tanışıklığım ticaret lisesinin son sınıfında iken başladı.

Nadire Tolun, (nam-ı diğer Engizek) cüsseli, Robert Koleji mezunu, Fransızca bilen kadındı. Bir resmi kuruma gittiği zaman, ayağa kalkmayan olmazdı. O kadar hatırlı, itibarlı ve güçlü biriydi. 

Öteden beri edebiyata meraklıydım. Kompozisyon derslerim on üzerinden on giderdi her daim. Üstelik de yerel gazetelere ilgim fazlaydı. Bir gün, ayaklarım beni Uzunoluk’taki ‘Memleket Gazetesi’ne götürdü. Kapıdan baktım, ne yapıyorlar, nasıl gazete basıyorlar diye…

Ben çalışanlara, çalışan makinaya bakınca, kapıdan iri yarı bir bayan belirdi, “Ne istiyorsun evladım, niye baktın, birini mi arıyorsun?” deyince, sadece meraklı olduğumu, bir gazetenin nasıl çıkarılıp, nasıl basıldığını yerinde görmek istediğimi söyledim.

“Gel içeri”  dedi. Girdim.

“Madem bu kadar meraklısın, madem gazeteciliği seviyorsun, yarın gel, gazeteleri dağıt” dedi.

Ertesi günü, hani eski Türk filmlerinde olur ya, koltuğunun altındaki çantaya gazeteleri koymuş çocuğun, ‘yazıyor, yazıyor…’ diye bağırması gibi, yanıma aldığım gazeteleri Uzunoluk’tan aşağı koşarak iner, ‘yazıyor, yazıyor, Maraş’a yeni vali atandı, yazıyor…’ diye avazım çıktığı kadara bağırırdım.

Gel zaman git zaman, gazete sanki ikinci adresim olmuştu. Okuldan arta kalan zamanlarda artık en düzenli uğrak yerimdi. Benim ilgimi gören gazetenin sahibi, nam-ı diğer ‘Engizek Nadire Tolun’ kısa kısa şiir yazmama, kısa haberler gazeteye vermeme rıza gösterdi.

Zaten o dönemlerde, ki 1969’lu seneleri kast ediyorum, 4 sayfa çıkan gazetede belediye başkanının, valinin ve Maraş’ın manzara resmi hiç değişmez,  her haberde aynı resimler kullanılırdı.

Çünkü bir fotoğrafın kalıbı Adana’ya gönderilir, birkaç haftada ancak gelebilirdi.

ARTIK HABER YAPIYOR, KÖŞE YAZIYORDUM

Okuldan zar zor mezun olup da boşta kalınca, kendimi tamamen matbaaya, gazeteye adadım. Artık haberler yazıyor, hatta daha ileri gidip ‘Pencere’ başlığı altında köşe yazılarımı koyuyordum. Çarşıda-pazarda beni gören, “Aaaaa, bak gazeteci, yazar Mehmet Fiskeci bu…” diyenleri görüp duyunca, şımarıyor, göğsüm kabarıyordu.

Artık yavaş yavaş şehirde tanınır hale gelmiştim.

O zamanlar sivil toplum kuruluşları pek bilinmez, gazetelerin bu kurumlarla işi de olmazdı. Zaten hangi sivil toplum kuruluşun yeri nerededir, başkanı kimdir, pek de alakadar etmezdi yerel basını.

Kaza, belediyelerin veya valiliğin açıklamaları ve siyasi parti haberleri yerel gazetelerin haberlerini oluştururdu.

En çok da Adalet Partisi haberleriyle ilgilenir, MHP haberlerini de ıskalamazdım.

ANKARA’DA, SÜLEYMAN DEMİREL’İN MAKAMINDAYIM

Zamanla tanınan biri haline geldim Maraş’ta, ki daha ‘kahraman’lık ünvanını alamamıştık. 1973’te, TBMM kararı ile ismimiz Kahramanmaraş olunca, biz de sevindik tabi ki…

Bir gün Nadire ablam beni yanına çağırdı, “Hadi Karaoğlan, (esmer olduğum için hep böyle çağırır, seslenirdi) Adalet Partililerle birlikte Ankara’ya, Başbakan Süleyman Demirel’in yanına gidiyorsun” deyince, nutkun uçtu, sevincimi belli edercesine, yaşasın diye çığlık attığımı hatırlıyorum.

Dönemin il başkanı, sonradan belediye başkanı ve milletvekili olan Ahmet Uncu ve kalabalık bir heyetle Ankara’ya gittim. O vakitler, gazetemiz etkiliydi. Ki şehrin en itibarlı gazetesiydi. Hatta bir yazımızdan ötürü Nadire ablam ile hem mahkemeye düşmüş, hem de valinin tayinini çıkartmıştık. O kadardı yani…

Gittik. Makamında, dönemin başbakanı merhum Süleyman Demirel ile röportaj yaptık. Ki daha sonraki yıllarda, (Sevgili Yavuz Nalbantbaşı ile birlikte gitmiştik) Güniz Sokaktaki evinde de o büyük siyaset adamıyla röportaj yapma şerefine nail olmuş birisi olarak, büyük heyecan doluydum.

Memleketime geldiğimde, Süleyman Demirel ile çay içmiş, haberini yapmış bir gazeteci diye anılıyor, koltuklarım kabarıyordu.

Anahtar Kelimeler

Yorum Gönder