Öne Çıkanlar dizi BEYOĞLU TAZİYE EVİ AÇILIŞA HAZIR MUHAMMED GEVHER BAKIRCILAR ÇARŞISI TURİZMİN GÖZ BEBEĞİ OLMALI Akbaba Ailesi

Bu haber kez okundu.

HAYAT PROJECİLERLE TRAJEDİCİLERİN MÜCADELESİ Mİ
 İnsanları bu şekilde ve keskin bir şekilde ikiye ayırmak doğru mu? Herkesi bu iki tipten birine sokmak mümkün mü? Bu sorular elbette mantıken ilk akla gelen sorulardır. İlk olarak şunu belirtelim, bizim maksadımız bilimsel bir analiz değil, yaklaşık bir tahmindir. İkinci olarak da projeci insan ya da trajedici insan dediğimiz de neyi kasdediyoruz? Ordan başlayalım.

Projeci insan, ister manevi anlamda, isterse manevi anlamda olsun, hayatta müsbet bir iz bırakmak, hayatta insanların işlerini kolaylaştırmak ve huzur ve refah içinde bir hayat kurmak idealinde olan bir insandır. Bu ideal doğrultusundaki insan, kırmadan-dökmeden, yalnızca usulet ve suhulet içinde hedef ve maksadına doğru yürüyen insandır. Bu birinci guruptaki insanların en başında peygamberler, evliyalar, alimler ve adil ve ehil yöneticiler gelir. Bu düşünceleri taşıyan ve uygulayan herkes projeci insandır. Bunun dışında kalan insanlar ise, anarşi ve kaostan medet uman, yakıp yıkmaktan zevk alan ve maksada gitmek için her yolu mübah gören ve bunun için gözünü kırpmadan yok etmeyi tasarlayan insanlardır. Bunların kimler olduğunu insan, hem tarihe, hem de bugünümüze bakarak kolayca anlayabilir.

Ben ikinci gruptaki insanları tanımlamak için “trajediciler” dedim. Bilindiği üzere, trajedi denilen bir edebiyat türü vardır. Bu türün kaynağı efsanelerdir. Yani gerçeğe dayanmayan, ayakları yere basmayan ve inanılması mümkün olmayan efsanelerden eski Yunanlılar trajedi (tragedya) türetmişlerdir.

İşte ikinci gruptaki insanların ayakları yer basmaz fikirleri vardır. Efsanelerden fazla etkilenmişlerdir. Adeta kandırılmışlardır.

Gerçekçi insan, akılcı insan projeci olur. Hayalci, efsaneci insan ise trajedici olur. Bizim de demek istediğimiz işte budur.

Bir insan hayatta bulunmasının bir nedeni olduğuna ve bu Dünyada bazı görevler ile mükellef olduğuna inanıyorsa bu uğurda yapması gereken, hazırlıktır. Bu hazırlık gideceği yere göredir. Her insan buradan bir yere gidiyor. Bunu ister manevi olarak, ahret hazırlığı, isterse bir başka mekana giderken yapılan maddi hazırlık olarak anlayın. İnsanın gittiği yere hazırlık yapması gerekmez mi? Gerekir elbet. İşte bu hazırlığı yapan her insan projecidir. Bunun dışında kalanlar ise hayalcidir, “gününü gün etmek isteyen” boş insandır.

Gelelim asıl söylemek istediğimize ve bu ayrımın, yani projeci ve trajedici ayrımın bizim Ülkemizdeki kamu yönetimindeki görünümüne.

Yakın tarihimizden, ancak isimler vermeden hızlı bir seyir ile örnekler vermek gerekirse, kimin projeci, kimin trajedici olduğunu gözler önüne serelim.

Osmanlı Devletini yıkılmaktan önlemek için büyük mücadeleler veren ve diplomatik ataklarla ayakta tutan Ulu Padişahımız projeci, o Padişahı tahtından indiren ve neticede Osmanlı Devletini yıkan ekip trajedicidir. Cumhuriyetimizi kuran ekip projeci, ancak o Cumhuriyet içindeki halka tepeden bakan kesim trajedicidir. Boğaz köprüsünü, otoyolları yapan kadro projeci, Boğaz köprüsüne, otoyollara karşı duranlar trajedicidir. Ülkenin müreffeh ve huzur içinde yaşaması için taş üstüne taş koyma çabasında olan herkes projeci, yapmaya değil, yıkmaya odaklanan herkes trajedicidir.

Yukarıda kısaca özetlediğimden ne anlaşılması gerektiği açık. Anlamayanlara daha da açık söylemek gerekirse, bir tarafta, bir medeniyet inşası için çalışlar var. Bir tarafta da medeniyetle uzaktan yakından alakası olmayan, adeta taş devri mantığında olan zavallılar var.  Bu zavallılar günümüzde de ortaya çıkıyorlar ve her fırsatta yakıp yıkıyorlar, talan ediyorlar. Taksim Gezi Parkı eylemlerini yapanlar, ODTÜ Ormanı kesiliyor diye eylem yapanlar işte trajedicilerdir bunlar. Bunlara sorsanız, Devleti ve Milleti sevdiklerini söyleyeceklerdir.

Devletini, Milletini gerçekten sevmek projeci olmakla mümkündür. Yakıp yıkmakla, huzur ve sükunu bozmakla bir Devleti, bir Milleti sevdiğini söyleyenler, ancak bir iddiada bulunmuş olurlar. O iddia da “kof bir iddiadır.” İttihat ve Terakki de Osmanlı Devletini sevdiğini iddia ediyordu. Ancak, sevdiği Osmanlı Devletinin yıkılışına neden oldu. İnsanın, “bu ne sevgi ahhhhh!”diyesi geliyor.

Netice olarak, “hayat, projecilerle trajedicilerin mücadelesidir.” Vesselam.

Ahmet SANDAL

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol