banner825

banner826

banner814

banner819

banner821

banner823

banner824

Ahlaksızlık bize batıdan mı geldi, yoksa içimizde mi vardı?

Ahlaksızlık bize batıdan mı geldi, yoksa içimizde mi vardı?

Ömer KANDİLCİK

13 Haziran 2018, 22:30
Bu makale 439 kez okundu
  

Birkaç sayıdır ahlaksız ahlaktan söz ederken, toplumu oluşturan bireylerin çürüyen ve yozlaşan ahlak ve yaşam anlayışı ile vicdan ve cüzdan arasında sıkışıp kaldığını yazınca, bizi takip eden okurlarımız bu tür toplumsal ve ahlaki yazılara devam etmemizi istediler.

Biz de okurlar veli nimetimiz diyerek devam etmek istedik. Bu çürüyen, yozlaşan ve her geçen gün değer kaybeden ahlak yoksunluğunda üniversitelerin payı var mıdır, teknik ve teknoloji bize batıdan gelirken ahlaksızlık da mı batıdan geldi diye analizi sürdürürken, madem yazılar okunuyor, sürdürelim istedik.

*

Gelecek yazımda üniversitelerin toplumsal yaşama kattığı ve herkesçe farklı yorumlanan milli ve manevi değerlerden, yozlaşmalardan, çürüyen sosyal yaşamdan söz ederken, söyleyeceğim şu; Batı’nın ilerlemesi ve gelişmesinde büyük oranda farklı alanlardaki ahlak sistemlerinin etkili olduğu görülmektedir. Buna göre, öncelikle kitlesel tüketime uygun ürünlerin tasarlanması ve üretilmesi, toplumsal yapının kapitalist üretime dayalı olarak yeniden kurgulanması ve son olarak üretilen malları tüketmeye istekli pazarların bulunması ile kalkınmanın gerçekleşeceği varsayılmaktadır. Bu bağlamda dünya genelinde yayımlanan raporlar, gelişmişlik endeksleri ve bilimsel çalışmalar henüz gelişmiş ülkeler sınıfında yer almayan ve dünyanın önemli bir çoğunluğunu oluşturan insanlar için birçok öneri sıralamaktadır. Yapısal düzenlemeler, şeffaflık, üretime dayalı sanayinin kurulması gibi tedbirleri içeren söz konusu çalışmaların oluşturduğu yaygın kanaate göre yeterince çalışan milletler yüksek refah düzeyine ve Batı standartlarında yaşam koşullarına ulaşabilecektir. Bu tespit kısmen doğru olmakla birlikte yine Batı’nın ortaya koyduğu büyük bir açmazı da beraberinde getirmektedir.

*

Dünya üzerindeki eşitsizliğin temel kaynağı, sadece bazı ülkelerin kaynaklarını kötü kullanması ve demokratik koşullarda yönetilememesi değildir. Örneğin dünya üzerindeki her bir fert ortalama bir ABD vatandaşının yaşam koşullarına sahip olarak yaşamını devam ettirmek isterse ortalama olarak 6 tane daha dünya gerekli olacaktır. Yani geri kalmış ülkelerin vatandaşları asla gerçek olmayacak bir Amerikan rüyasını görmek üzere her yeni gün özenle uyutulmaktadır. Çin ve Hindistan gibi nüfusun fazla ve refah düzeyinin düşük olduğu ülkelerde yaşayan insanların da daha iyi koşullarda yaşamaları gerektiğini savunan Batılı devletler ve sivil toplum kuruluşları, yukarıda ifade edilen gerçeği göz ardı etmektedir.

*

Batı’yı eleştirmek için kullanılan referansları kendini sorgularken kullanmamak da üzerinde durulması gereken başka bir konudur. Bugünün İslam dünyasının içler acısı durumunu genel olarak ve ahlaki açıdan sorgulamak gerekmektedir. Kendisini Müslüman olarak kabul eden bireyler ve grupların, acımasızca diğer gruplara saldırırken dinî sloganları kullanması önemli bir çıkmaz olarak karşımızdadır. Öte yandan Müslüman ülkelerin bilimsel, ekonomik ve sosyal yönlerden dünya sıralamasında oldukça alt sıralarda yer alması düşündürücüdür. Çözülemeyen birtakım sorunların kaynağında sadece Batı’yı aramak ve Batı’yı suçlamak da sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınanların geliştirdiği bir ahlaki anlayış olarak “ahlaksız ahlak” kapsamında değerlendirilmelidir.

(Devamı bir sonraki sayı) 

Yorum Gönder